61 Takipçi | 240 Takip
Kategorilerim

Fotoğraflar

Gezemediklerim

Benim Tarzım

Okudukça

İzledikçe

Gezmeler

Ev Hali

Kategori Adı Giriniz

Öykü

Diğer İçeriklerim (245)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (61)
14 01 2006

Biz kimin paltosundan çıktık?/ Semih GÜMÜŞ

Biz, 1970’lerden süzülüp 1980’lerde yazarlık veriminin başlangıç ve gelişme dönemlerini yaşamış, ama hâlâ olgunluk dönemlerini bekleyen kuşak; kendinden bir önceki ve sonrakiyle birlikte, demek ki 1960’lardan 1980’lerden sonra gelen kuşağa kadar yazanları anlatan biz, hangi kaynaklardan el alarak edebiyattaki varoluş biçimimizi oluşturduk? SEMİH GÜMÜŞ semihgumus@gmail.com DOSTOYEVSKI, Turgenyev büyük kuşağı yazarlarının ortaklaşa benimsediği, 'Biz hepimiz Gogol’ün ‘Palto’sundan çıktık,' sözü, yüzlerce yıl boyunca unutulmayacak, çevresine yaydığı tılsımla kendi anlamının ötesini anlatan sözlerdendir. Rus edebiyatını bulduğu yerden daha yukarı asmak için Gogol’ün gösterdiği çabanın yalın ve yoğun bir karşılığı olan 'Palto' için söylenmiş ve büyük bir edebiyatı niçin ve nasıl değiştirdiğini anlatmakla yetinmeyen bu sözün derin anlamlarına girmek yerine, herkesin kendi kaynaklarını kavrama sorunuyla bizim nereden çıktığımızı düşünüyorum.Gerçekten de, biz kimin paltosundan çıktık?Yunus Emre dilimizin atası olsa bile, oralardan buralara nasıl gelinir? Kolayca Nâzım Hikmet’e gitmek de günümüz edebiyatını anlamakta yetersiz kalacak. Uzadıkça esneyen lastiğin zamanla bozulması gibi, bugün yazılanların söze, düşünceye değgin kaynaklarının neler olduğunu anlamanın yeri bambaşka görünüyor gözüme.'Palto'nun içinden çıkanlar Gogol’den bir büyük kuşak sonra gelmiş dünyaya ki, Gogol ömrünü erken tamamlayıp altın bileziğe dizmişti sözcüklerini. Klasik ve gerçekçi Rus edebiyatına manzaralı bir pencere açmış, hayatın neşesini getirmişti o. Zamanın Rusya’sının kasvetli iklimini düşününce, az şey değildir bu... Şimdi hayat hızlı, sabrın menzili kısa ve Rusların bir kuşaklık boyuna biz birkaç gömlek pekâlâ sığdırabiliriz. Altmış yıl geriye gidelim bugünden: 1940’lar. Demek araya 1940 kuşağı, İkinci Savaş, İkinci Yeni, 1950 kuşağı girdi; 1960’ların çatlattığı kabuktan çıkan özgürlük ... Devamı

13 01 2006

Sait Faik Abasıyanık/ Plajdaki Ayna (Öykü)

Çağdaş öykücülüğümüzün Ustaları/ Semih Gümüş Öykücülüğümüzün çağdaş atılımını öncüleyen yazarlar, denebilir ki, Türk edebiyatında öykünün niçin bu denli zengin ve etkin bir tür oluşunu da açıklar. Sonra gelen öykü yazarlarıysa, öykücülüğümüzü çağdaş Türk edebiyatının burçlarına çıkardılar. Öykücülüğümüzdeki köktenci değişikliğin başında, ilkin Memduh Şevket Esendal (1883-1952) var. Onun da gerçek değeri on yıllar sonra anlaşılabildi. İlk iki öykü kitabı 1946’da, altmış üç yaşında yayımlanabildi. O yılda bile açık adı yerine "M.Ş.E." adını kullanarak. En belirgin özelliği arı duru bir Türkçeyle yazmış olmasıydı. Popülizmi aşan bir halkçılığı vardı. Anadolu gerçekliğini kentli aydının gözlemiyle yansıtmış; bürokrasinin sıkıcılığını yermiş; kent insanını gündelik yaşantısı içinde işlemiş; kadın ve erkek arasındaki ilişkileri kadınlardan yana gözlemlemiş; yumuşak bir dille eleştirmiştir. Olağanüstü bir dinginlikle kurduğu öykülerinden kısacık ruhsal çözümlemeleri, anlık durumları yakalama biçimi dikkat çekicidir. Tipik bir kısa öykücüdür Esendal. Ayrıntılara önem veren, bir tek ayrıntıdan bir öykü yaşantısı çıkaran yazar tutumuyla kendinden sonra gelen kısa öykücülere örnek olmuş, yenilikçi bir öykücü. Öykücülüğümüzün iki büyük adı Sabahattin Ali (1907-1948) ve Sait Faik (1906-1954), kendilerinden sonra gelen öykücüleri de çok etkilemiştir. Pek çok genç öykü yazarı kendi öykü anlayışını bu iki büyük yazara bakarak belirlemeye, ikisinden birine yakın durmaya çalıştı. Şu var ki, Sabahattin Ali kendi benzerlerini daha çok yaratsa da, onun gibi de, Sait Faik gibi de olunamadı. Sabahattin Ali, Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun oluşturduğu memleket gerçekçiliği çizgisi ile sonra gelen yeni arayışlar arasında sağlam bir köprü kurdu. Kendi dönemini geleceğe taşıyan bir öncü oldu. Değirmen’de (1935) yer alan öykülerindeki coşkusal ve romantik anlayışını Kağnı (1936) ve Ses (1937.) ile birlikte gerçekçilik te... Devamı

13 01 2006

Kahramanlar Hep Çocuk (Edebiyatçılarımızdan Seçilmiş Hikâyelar)

Kahramanlar Hep Çocuk (Edebiyatçılarımızdan Seçilmiş Hikâyelar)       Haz.: N. GÜNGÖR -  Toroslu Kitaplığı Arka Kapak Yazısı İçindekiler Önsöz Kapak Resmi Teknik Bilgiler ( Boyut; ISBN, Kağıt ve Cilt Türü)ı Satış Fiyatı? Kitabı Nereden Alabilirim?Arka Kapak Yazısı Bu kitapta, adları yanda (aşağıda)  verildiği gibi Türk edebiyatının seçkin yazarlarından birer hikâye seçtik sizler için. Hikâyelerin kahramanları hep çocuklar... Çocuklar için seçilmiş hikâyeler, ama büyükler de okuyabilir. Ta Dede Korkut’tan günümüz yazarlarına kadar bir yolun kilometre taşları bunlar. Türk hikâyeciliğinin gelişme çizgisini gösterdiği gibi, Türkiye insanının ve toplum yapısının da bir göstergesi. Türk dilinin geçirdiği değişimin bir aynası... Dede Korkut, Evliya Çelebi, Ahmet Mithat, Ahmet Rasim, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Halit Ziya Uşaklıgil, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Ömer Seyfettin, Halide Edip Adıvar, Halikarnas Balıkçısı, Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Sait Faik Abasıyanık, Sabahattin Ali, Samim Kocagöz, Aziz Nesin, Tarık Buğra, Necati Cumalı, Vüs’at O. Bener, Yaşar Kemal, Oktay Akbal, Talip Apaydın, Şükran Kurdakul, Cengiz Yörük, Fakir Baykurt, Tarık Dursun K., Tahsin Yücel, Erdal Öz, Füruzan, Behiç Duygulu, Selim İleri, Necati Güngör. Her çocuk bir hikâye, her hikâye bir dünya... Burada anlatılan her çocuğun hikâyesini severek okuyacaksınız; onları tanıdıkça insanları sevmesini öğreneceksiniz. Edebiyatın da amacı bu değil mi zaten? İçindekiler Edebiyatımızda Hikâye Dede Korkut: Deli Dumrul Evliya Çelebi: Garibe-i Hilkat Ahmet Mithat: İstanbul’da Donkişot Ahmet Rasim:  Okula Başlıyorum                         Okulda İlk Günler                  &... Devamı

06 01 2006

Feridun Andaç ile Söyleşi/ Semih Gümüş

Feridun Andaç ile Söyleşi"Bir dil yaratmakta, yaşam kültürünü yansıtmakta öykü temel tür..."Semih Gümüş Öykü üstüne en çok yazan eleştirmenlerden birisin. Bunun nedenlerinden söz eder misin? Baştan yapılmış bilinçli bir seçim mi bu, yoksa rastlantılar mı neden oldu? Buna rastlantılar demek pek doğru olmaz. Öyküye bilinçli yöneldiğimi söyleyebilirim. Çocukluğum masalların, halk hikâyelerinin anlatıldığı bir ortamda geçti. Yazın çevrem, aile ortamım beni hikaye etme, anlatma geleneğiyle yüzleştirmişti. Binbir Gece Masallarını, aşık ve cenk hikayelerini, Köroğlu kol destanlarını halamdan, babamdan ve çevremizdeki anlatıcılardan dinlemiş olmam, sonrasında, yazılanlara ilgimi artırmıştı. Leyla ile Mecnun'u, Aşık Garip'i, Muhammed Hanefi Cenkleri'ni, Eba Müslimi Horasani'nin serüven dolu hikayesini okumaya başlamıştım bile... Bunlar, çocukluk yurdunda süredururken, birdenbire, Gogol diye, adını sanını hiç duymadığım bir yazarın Mayıs Gecesi adlı bir kitabını okumaya başlıyorum. 1963-64'ler, ilkokul üçüncü sınıftayım. Öğretmenim Leyla Hanım'ın "okuduğunu iyi anlatma" armağanı. Hasan Ali Ediz ve Vasıf Onat'ın bu çevirisi (1938, Remzi Kitabevi yayını) beni 'öykü'yle buluşturmuştu. Bu kitap (Hasan Ali Ediz'in Gogol ve Eserleri adlı o uzun incelemesi), başka kitaplara, yazarlara ulaşmadan da bir basamak olmuştu aslında. Sonra, ortaokulda, modern öykü sanatıyla yüzleştim. Dinlediklerim, okuduklarım daha bir anlam kazanmıştı bende. Resim öğretmenim Fuat İğdebeli'nin, "Başarılı resimlerin anısı için," diyerek imzalayıp verdiği Amerikan Edebiyatı Hikayeleri Antolojisi (Naciye Öncül, 1963) elimden düşmeyen bir kitap olmuştu. Birçok yazarı erken yaşta keşfetmeye başlamıştım. Okul kitaplığına, kent kütüphanesine gidip o çocuk halimle, bildik bir edayla, "Gogol'ün, Puşkin'in, Dostoyevski'nin, Çehov'un, Edgar Ailan Poe'nun, Mark Twain'in, Faulkner'ın, Hemingway'in, Steinbeck'in eserleri var mı?" diy... Devamı

06 01 2006

Ödüllü öykücü Semra Topal, romanında erotizme el attı

 Gecenin Şamarı barına, ana rahminde birbirine bağlanan bebekler gibi kök salmış olarak toplanmış insanlar: ihtişamları ve kötü huylarıyla, harcama eğilimleri ve sınırları ihlal edici hayal güçleriyle, zor erişilebilir bir dünyanın inançsız müritleri. Hepsinin bildiği bir gerçek, ölümlü bir insanın her zaman bir diğerinin tuzağı olduğu. İtiraf edilemeyecek zevkleri ve sapkınlıklarıyla, acıyı gülüşün içinde çekecek olan ve ölüm döşeğinde bile zevk içinde titrenebileceğini farz eden gecenin melek yüzlü şeytanları... Semra Topal'ın, bir anlamı da hıçkırık olan erotik gülüşe adadığı bu romanının teması, erotizm. Başka bir ifadeyle, tehlikeyi göze almadan yaşanması imkânsız olan hazlar dünyası. Çıplaklığı yazgılı bir gecede, bu güzel çılgınların bir ellerinde neşter duruyor, öbür ellerinde kürek. Gece boyunca, dünyanın bütün sevimsiz emanet kostümlerine hep birlikte koca bir mezar kazıyorlar... Gece Gülüşü Semra Topal 136 sayfa, 1. Basım, Aralık 2005 ISBN: Fiyatı: 8 YTLÖdüllü öykücü Semra Topal, romanında erotizme el attı EROTİZMDE erkek zekâsı yoktur ya da çok azdır 'Bayan Mira'yla Ufak Bir Gezinti', 'Mani' ve 'Salta Dur' adlı öykü kitaplarının yazarı Semra Topal, Hasan Bülent Kahraman'a ithaf ettiği 'Gece Gülüşü' adlı romanında ağır pornografiye kaçan bir üslup kullanıyor. Bir önceki kitabında sanat dünyasının acımasızlığını hicveden yazarın bu radikal değişimi, ''Bu da mı hiciv'' sorusunu akla getiriyor.     Çaydanlıkta Tanık adlı öyküsüyle 1990’da Abdi İpekçi Dostluk ve Barış Ödülü’nü, 1992’de de ‘Bayan Mira’yla Ufak Bir Gezinti’ adlı öyküsüyle Varlık dergisinin Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülü’nü kazanan Semra Topal, bu kez Gece Gülüşü adlı kitabıyla gündemde. Ancak ‘Gece Gülüşü’nü diğerlerinden ayıran farklı bir unsur var ki, o da erotik bir kitap olması. Açıkças... Devamı

04 01 2006

Nabizade Nazım/ Karabibik 1

Bir Öykü - KARABİBİK(*)    Karabibik bugün erken kalkmıştı. Tarlasına harım çevirmek için dün Matarlı tepelerinden kestiği pırnal fidanı dalları harman yerinde koca bir yığın halinde durmaktaydı. Sağ elinde ağzı çentikli bir tahra bulunmakta olup geçen seneden beri nadaslı duran tarla içinde ağır adımlarla bu yığına doğru yürümekteydi. Ayağında iri, kalın pençeli, sökük yemenileri kemâl-i zahmetle sürüklemekte, liyme liyme, rengi cinsi belirsiz, muhtelif renkte yamalı dizliğinin deliklerinden iç donunun toprak rengine mail olan rengi görünmekte, bir eski istibdal neferinin kim bilir kaç sene evvel hediyesi olmak üzere malik olduğu ceketi tutar giyilir yeri kalmadığı halde ve bedenini ihâtadan âciz kalmakla beraber yine sırtında bulunmakta; bu ceketin altında kirli gömleğinin göğsü, yakası büsbütün açık kalarak kayış gibi sert ve siyah olan vücudunun göğüs ve bağır kısımlarını hep açıkta bırakmaktaydı. Çenesinde beyazlı siyahlı olmak üzere isbât-ı vücut eden tek tük kıllar dik ve seyrek bıyıkların da inzimâmıyle müdevver gayet esmer, ufarak gözlü olan çehresinin heybetini artırmakta ve bu hey’et-i acîbe insanda tuhaf bir korku uyandırmaktaydı.Tarlayı otlar bürümüştü. Karabibik burasını babası Koca Osman’ın mirası olmak üzere ele geçirmişti. Tarla o zaman on iki dönümken dört dönümünü Kara Durmuş’a satarak vaktiyle bedel-i nakdî vermişti. Şimdiki halde sekiz dönümden ibaret kalan bu toprak parçasına bile tarla komşusu olan Yosturoğlu göz dikmekte ve bu sebeple aralarında ara sıra münazaât vukua gelmekteydi. Otuz iki dönüm tarlası olanların da el ayası kadar toprağa göz dikmesi münasebetsiz değil mi ya? Kendisi şu kadarcık tarla sayesinde ancak akşamları bir kaşık çorba içecek kadar mal kaldırabiliyor, elinden bu da çıksın da açlıktan mı ölsün? Zaten Yosturoğlu’nun babası da bu toprak hırsından ölmemiş miydi? O vaktin behrinde de babası, himdi kendisi gibi ötekinin berikinin damına tarlasına göz koya koya herkesin canını yakmıştı. Ka... Devamı

04 01 2006

Nabizade Nazım/ Karabibik 2

Huri sofrayı kaldırdı. Karabibik koynundan bir ufak çıkın çıkardı. Bu çıkından on kadar taze kahve tanesi aldı. Bu taneleri ufacık bir el tavasının içerine koydu. Bu tavayı ateşe tutup silke silke kahve tanelerini kavurmaya başladı. Odanın içine hafif bir kahve kokusu yayıldı. Taneler biraz kavrulunca bunları kaba, küçük bir el değirmeninde çekti. Bu iri taneli kahveyi bir teneke cezve içinde sade olarak pişirip kalın bir sigaranın dumanları içinde löpür löpür içti. Bu sırada Huri eski bir kilim üzerine eski, ince bir ot yatakla tek bir yün yastık ve ince, kirli, yüzsüz bir alaca yorgandan ibaret olan yatağını sererek içine bile girmiş, uzanmıştı.Karabibik kahvesini, sigarasını da içip bitirdikten sonra o da yatağını eski bir kilim üzerine serdikten sonra yalnız üzerindeki ceketini çıkararak içine girdi.Huri horuldamaktaydı. Pıffff, puuufff! Pıfff, puuuufff!.. Khihihihi, khahe!Arkası üstü yatmış, yorganı yarı göğsüne kadar çekmiş, başı yastığın kenarına dayanmış, boynu kısalmıştı.Karabibik gözlerini ocaktaki aleve dikerek öküzleri düşünmeye başlamıştı: Kalın, vahşi bir köpek sesi kâh uzaklaşıp kâh yaklaşmaktaydı. Dışarıda epiyce kuvvetli bir mehtap bütün ovayı nura boğup denizde sakin bir şecer-i nûrânî peyda eylemekteydi. Beymelik köyünün birbirine onar dakika kadar mesafede bulunan üç kısmının hiçbirisinde dahi güya hayattan eser hissolunmamaktaydı. Fakat Andırâki limanına doğru uzaklarda, sarp tepelerin yamaçlarında tek tük Yörük ateşleri parıldamaktaydı; havâ-yi mesîmînin sair taraflarında el parçası kadar bile buluttan eser olmadığı halde Mira dağlarının yüksek sivri tepelerinde kara kara kar bulutları yığılmakta ve alçaklarda derin bir sükûnet hüküm sürdüğü halde o yükseklerde fırtına, kar, tipi hüküm sürmekteydi. Temre köyünün haneleri semanın açıkça siyah renkli parçası üzerine mürtesem düşerek güzel bir mehtap levhası teşkil eylemekteydi. Ara sıra bazı cihetlerden beş on çakal bir ağızdan bağırmakta ve bu hileli gürültüye civardaki köpekler tarafından uzun ... Devamı

31 12 2005

Nice Nice Yıllara...

  TÜM BLOGCU "OKUR-YAZAR"LARIN YENİ YILLARINI EN İÇTEN DİLEKLERİMLE KUTLAR; YENİ YILIN SAĞLIK, MUTLULUK VE BAŞARI ; ÜLKEMİZE VE DÜNYAMIZA HUZUR VE BARIŞ GETİRMESİNİ; YENİ YILDA HERŞEYİN GÖNÜLLERİNCE OLMASINI DİLERİZ... SAĞLIK, MUTLULUK VE BARIŞ, KARDEŞLİK İÇİNDE NİCE NİCE YENİ YILLARA VE YENİ BLOGLARA... • A. Şahin'in Bloknotu• Güldeste• Kastamonu Net (Blogcu)• Öyküler & Öykücüler• Roman Yazıları• Şiirler & Şairler• Taşköprü'den Bakış• Yedinci Sanat• Yeni Edebiyat   ... Devamı

30 12 2005

OĞUZ ATAY/ UNUTULAN

OĞUZ ATAY UNUTULAN "Ben tavan arasındayım sevgilim!" diye bağırdı delikten aşağı doğru. "Eski kitaplar bugünlerde çok para ediyor. Bir bakmak istiyorum onlara." Son sözlerimi duydu mu? "Orası çok karanlıktır; dur, sana bir fener vereyim." İyi. Durgun bir gün. Bütün hayatım boyunca sürekli bir ilgi aradığımı söylerdi birisi bana. Gülümsediğimi gösteren bir ayna olsaydı; biraz da ışık. "Bir yerini kırarsın karanlıkta." Delikten yukarı doğru bir el feneri uzandı. Fenerli elin ucundaki ışık, rastgele önemsiz bir köşeyi aydınlattı; bu eli okşadı. El kayboldu. Ne düşünüyor acaba? Gülümsedi: Yine mi düşünüyor? Yıllardır bu tozlu, örümcekli karanlığa çıkmamıştı. Işığı gören bazı böcekler kaçıştılar. Korku; fakat yararlı olacağını düşünmek kuvvetlendirdi onu. Belki de hiçbir şey söylemeden başarmalıydım bu işi. Benden bir karşılık beklemiyor. Ona yardım etmek mi bu? Bilmiyorum, bazen karıştırıyorum; özellikle, başımda uğultular olduğu zamanlar. Onun gibi düşünmeyi bilmek isterdim. Bana belli etmemeye çalışarak izliyor beni. Çekiniyor. Acele etmeliyim öyleyse. Feneri yakın bir yer tuttu; annesiyle babasının resimleri. Aralarında eski bir ayakkabı torbası, kırık birkaç lamba. Neden hiç sevmediler birbirlerini? Ölecekler diye öylesine korkmuştum ki. Torbayı karıştırdı: Tuvaletle gittiğim ilk baloda giymiştim bunları. Her gece biriyle dışarı çıkardım, dans etmek için Aman Allah'ım! Nasıl yapmışım bunu? Ellerinin tozunu elbisenin üstüne sildi. Mor ayakkabılarına baktı: Buruşmuşlar, küflenmişler. Sol ayağına giydi birini: Ölçülerin hiç değişmemiş. Utandı, yine de çıkaramadı ayağından. Topallayarak bir iki adım attı. Sonra resimlere yaklaştı, diz çöktü, yan yana getirdi onları. Dirseğiyle tozlarını sildi biraz. Beni de kendilerini de anlamadılar. Ne kadar ağlamıştım. Aşağıda onlara bir yer bulabilir miyim? Koridorda sandık odasında... Saçmalıyorum. Onları unutmadım, onları unutmadım. Babasının yüzünde gururlu bir somurtkanlık vardı. Aynı duvara asamam onları. E... Devamı

30 12 2005

İnci ARAL/ Saman Kokusu

Saman kokusu 30/12/2005 (1 defa okundu) Ne zaman o ana dönse kan ve ıslak saman kokusu duyuyor. O an kokular ve seslerle belleğine, etine kazınmış. Görüntüler canlı. Akşamın maviliği, çiseleyen yağmurda parlayan asfalt, zeytin ağaçlarının gümüşsü yeşiliyle kaplı yamaçlar. Yaş ağaç kabuğu ve toprak kokuları. Radyoda eski bir şarkı. Dümdüz uzanan karayolu, beyaz yol çizgileri. Ağaçların hızla arkada kalışı ve tek tük ışıkların yandığı köyler. Camlarda hafif bir buğu, su damlacıkları. Birbirine benzer, yeni biçilmiş buğday tarlalarının arasından, karısının akşamın o saatinde sabah ışığıymış gibi parıldayan aydınlık gülüşüyle anlattığı önemsiz şeyleri üstünkörü dinleyerek ve yol bir hız uçurumuymuş gibi uçarak geçiyor. İçindeki o gizine erilmez, sınırsız mutluluk. Kasıklarındaki o harika ürperiş! Birden yolun kıyısına bırakılmış saman yüklü at arabasını fark ediyor. Sola kırıyor, karşıdan gelen kamyonun farları ve kornasıyla tekrar sağ yapıp frene yükleniyor... Şiddetli bir çarpışma, ezilme, parçalanma gürültüsü ve karısının çığlıkları dolduruyor kulaklarını. At arabası şimşek hızıyla yan dönüp ön cama çarpıyor. Atın kafası, yuvasında bilye gibi dönen dehşetten büyümüş bakışsız tek gözü ve ardından kanlı, gergin karnı geçiyor görüş alanından... bir an. Sonra cam parçalarıyla birlikte sarsılıp savrularak yuvarlanıyorlar... Sesler eriyip siliniyor... Her şey durup donuklaşıyor, Zaman büyük bir acının ardından gelen uykuyla uyanıklık arasındaki tanımlanamaz çizgide ne kadar kalıyor belli değil. Bilinç yavaşça geri geliyor. Bayırdaki ağaçlara yanlamasına asılmışlar. Çok çabuk bir bakışla, karısının belden aşağısının oturduğu koltukla, ezilmiş kaporta arasına sıkışmış olduğunu görüyor. Başı koltuğun korunağından kaymış. Yüzünde hoş, uzak, bir rüyanın içinden geçiyormuş gibi belli belirsiz, durup kalmış bir gülümseme var. Bir metal parçasının saplandığı göğsünden ve kesik boynundan kan boşanıyor, bulutların sıyrıldığı yerden bakan yeniayı, rüzgârı, elektrik tel... Devamı

30 12 2005

Bir Öykü Tutkunu: Salim ŞENGİL

Bir öykü tutkunu   Şengil, dile özen gösteren bir yazardı. Onun için, öykü demek, dil demekti. Bir öykünün sözcük sözcük, cümle cümle yazılıp geliştirileceğine inanırdı.Sıradan insanların günlük yaşam içindeki serüvenlerini öykülerine konu eden Şengil, yaşadığı yılları öykü yazmak, yazdırmak için geçirdi   Radikal Kitap, 08/07/2005   ADNAN ÖZYALÇINER (Arşivi)   28 Haziran sabahı yitirdiğimiz öykü yazarı Salim Şengil gerçek bir öykü tutkunuydu. Diyebilirim ki, yaşadığı doksan yılın her dakikasını öykü yazmak, öykü yazdırmak, yazılan öyküleri yayımlayıp yaygınlaştırmak için geçirdi. Salim Şengil, 1913'te (kimlik bilgilerine göre 1916'da) Selanik'te doğdu. Ailesiyle birlikte mübadele yoluyla Fethiye'ye gelip yerleştiler. Çocukluğunu ve ilk gençliğini bu yörede geçirdi. 1983'te yayımlanan Es Be Süleyman Es adlı kitabındaki öykülerde, çocukluk ve ilkgençlik yıllarının izleri, geçmişine özlem, o günlerin değerlendirilmesi vardır. Fethiye'den Ankara'ya geldiklerinde liseyi burada okur. Bir yandan da öyküler yazmaktadır. CHP'nin 1937 yılında açtığı bir öykü yarışmasında 'Toprağa Dönüş' adlı öyküsüyle birincilik kazanır. Kazanan öyküler bir kitapta toplanır. Kitap yayımlandıktan üç gün sonra: "Böyle sosyalist bir hikâyeyi nasıl birinci seçersiniz" diye CHP grubunda kıyamet kopar. Olayın gelişimini Şengil'in Sennur Sezer ile yaptığı bir söyleşiden izleyelim: "Seçici kurul, öyküleri eleme biçiminde ayırmıştı. 10'dan 30'a, 30'dan 10'a . Son 10 için de derecelendirme yapılmış. Bu derecelendirmeyi yapanların içinde o zaman konservatuvarda hoca olan Sabahattin Ali, İçişleri iç basında müdür Sadri Ertem var. Adını şimdi anımsayamadığım biri daha. Bana zaten Sadri Ertem aktardı olayları. Hemen bir başka kurul düzenlenmiş, Falih Rıfkı, Reşat Nuri Güntekin ve Sadri Ertem'le. Kurul, benim öykümü okuyup rapor vermiş: 'Son yıllarda realizm denilen bir ekol var. Bu genç arkad... Devamı

30 12 2005

Çağının Tanığı Öyküler: Şükran KURDAKUL

Çağının tanığı öyküler   Şükran Kurdakul'un öykülerinin özü birey ve toplum sorunlarından oluşuyor.Şükran Kurdakul, 'Toplu Öyküler'inde hem sanatçı hem de siyasal olayları gözlemleyen bir aydın olarak karşımıza çıkıyor   Radikal Kitap, 07/12/2001   ADNAN ÖZYALÇINER (Arşivi) TANIĞIN BİRİ-BEYAZ YAKALILAR Toplu Öyküler- 1 KURTULUŞTAN SONRA - ONLARIN ÇOCUKLARI Toplu Öyküler - 2 Şükran Kurdakul, Evrensel Basım Yayın, 2001, 159 sayfa - 207 sayfa, 3 milyon 500 bin lira - 4 milyon lira. Şükran Kurdakul bir söyleşisinde: "Öykü yazmam, şiirimi öyküden kurtarma gereksinimden doğmuştur. Özellikle ilk iki öykü kitabımda... öyküye şairce yaklaştığım söylenebilir," diyordu. Sözünü ettiği öyküleri bir araya getiren 'Tanığın Biri - Beyaz Yakalılar' ve 'Kurtuluştan Sonra - Onların Çocukları' adlı dört kitabı Toplu Öyküler adıyla iki cilt olarak Evrensel Basım Yayın tarafından yayınlandı. Öykülerinde özenli bir dil ve anlatımın yanı sıra olayları bir araya getirip yorumlayışı da ustacadır. Gerçekleri, yaşamın içindeki olaylardan soyutlamadan insanca durumlarda yakalamaya çalışır. Bu yüzden şairliğinin verdiği ayrıntılı gözlemciliğinin yanı sıra insanın ruhsal derinliklerine inmeye de özen göstermiştir. Böylece gerçeği derinliğine de inerek çok boyutlu olarak ortaya koyar. Buna Kurdakul'un siyasal ve toplumsal bakış açısını da eklersek yaşadığımız günlerin gerçeğini, dolayısıyla çağımızın gerçeğini yansıttığına tanık oluruz. O, şiirinde olduğu gibi, öyküde de gerçeğin öyküsünü yakalamayı bilmiştir. Yani hem sanatsal, hem düşünsel açıdan gerçeğin özüne ulaşmıştır. Şiirinde olduğu gibi, öyküsünde de, Türkiye'nin dönemsel tarihi siyasal ve toplumsal açıdan yansır. O dönemlerde yaşananlardan kesitler yer alır öykülerinde. Kendi yaşam öyküsünden kaynaklanan tanıklıklarda özellikle ilginç sahnelere raslanır. Hem sanatçı hem aydın Şükran Kurdakul, öykülerinde 'Tanığın Biri'nde olduğu gibi hem sanatçı, he... Devamı

30 12 2005

Öykünün Annesi: Nezihe Meriç/ Adnan ÖZYALÇINER

Öykünün annesi Nezihe Meriç'in yeni kitabı 'Çisenti', usta öykücünün yenileştirdiği anlatımıyla, denediği değişik biçim özellikleriyle öykücülüğümüzün gelişmesinde önemli bir rol oynayacak Radikal Kitap, 30/12/2005 ADNAN ÖZYALÇINER (Arşivi) Nezihe Meriç'in ilk öykü kitabı Bozbulanık 1953'te yayımlandı. Meriç, daha ilk öykülerinden başlayarak, orta hâlli kişileri günlük yaşamları içinde çevreleri, yerellikleri, toplumsal konumları açısından anlatmıştır. Bu öykülerde en ilgi çekici olan insanın çevresiyle sarıp sarmalanmasıdır. Burada çevre betimlemeleriyle okuyanda yaşama sevinci uyandıran bir hava yansır. İçsel olaraksa ezilmiş, horlanmış olan bu yalnız insanların acılarının hüzünlü şiiri belirir. Nezihe Meriç'in öykülerinde olaylar, izlenimler, çağrışımlar iç içe geçmiştir. Dış ve iç gözlemlerle örülen bu öykülerde diline gösterdiği özenin önemli bir katkısı vardır. Onun hemen her öyküsünde kendine özgü birkaç sözcük bulabilirsiniz. İnsanın içini aydınlatan, pırıl pırıl sözcükler. Dili konusunda, bir konuşmasında şunları söylüyor: "Benim dile özel bir düşkünlüğüm var. Bunun dışında nasıl yaşanır bilmiyorum. Uyandığım günün ilk sesini duyar duymaz başlıyorum seçmeye, üretmeye, dile göre biçimlendirmeye (...) Bu, benim uyanır uyanmaz karşıma çıkan ilk tümce ile başlayan, yaşamı dilden geçirerek yaşama serüvenim. Yaşamamı dile göre ayarlamışlığım. Yaşamı sürdürmek için giriştiğim en küçük eylem biriminden başlayarak dille yaşayışım." Bu tutum onu, öykülerinde dış gerçeklerle iç gerçeklerin, bilinçle bilinçaltının iç içe geçmesiyle yepyeni bir anlatım biçimine götürmüştür. Yalın kat gerçekçilik karşısında derinlemesine ve genişlemesine bir gerçekçilik anlayışıdır bu. Gerçeği, gerçekliği ele alıştaki bu anlayış gerçekçiliğe yepyeni bir anlam kazandırmıştır. Gerçeği yorumlayıştaki bu ön adımlar, 1950 Kuşağı öykücüleri için gerçeği gerçekçiliğe getirecekleri yeniliklere kaynak olmuş, öykücülüğümüzün gelişmesine katkıda bulunmuştu... Devamı

29 12 2005

Bir Site: Edebistan/ ...ve Öykü Yazıları

Öykü Yazıları  - ÖYKÜCÜLÜĞÜMÜZDE 12 EYLÜL YOK AMA VAR VAR!   (ÖMER LEKESİZ) - TARİHİN DENİZE DÖKÜLDÜĞÜ ANLAR-III -SEVGİ SOYSAL’DAN SUZAN SAMANCI’YA ÖYKÜDE ŞİDDET ÇİZGİSİ   (NİHAT ATEŞ) - MAHMUT ÖZAY’IN ÖYKÜLERİ   (ÖMER LEKESİZ) - MODERN HAYAT KARŞISINDA BİR DURUŞ OLARAK METAFİZİK   (NECİP TOSUN) - ÖYKÜ ANLAYIŞIM   (HÜZEYME YEŞİM KOÇAK) - “SEÇİLMİŞ HİKAYELER”İN SALİM ŞENGİL’İ   (ÖMER LEKESİZ) - 1980-2000 YILLARI ARASINDA TÜRK ÖYKÜCÜLÜĞÜ   (ÖMER LEKESİZ) - "ÇATI KATI"   (RECEP ŞÜKRÜ GÜNGÖR) - AFET ILGAZ ÖYKÜSÜ   (AYŞE KARA) - KADIN ÖYKÜCÜLER (1910-1990)   (ÖMER LEKESİZ) - DÜNYANIN TOKADINI YİYENLER   (SEMA ULUDAĞ) - ‘70’Lİ YILLARDA TÜRK ÖYKÜCÜLÜĞÜ   (ÖMER LEKESİZ) - 2004 YILINDA ÖYKÜ   (ÖMER LEKESİZ) - KENDİNİ ARAYAN BEN’İN ÖYKÜLERİ   (HÜSEYİN SU) - ORHAN DURU’NUN ÖYKÜLERİ   (ÖMER LEKESİZ) - KENAN HULÛSİ KORAY HİKÂYELERİNİN KORKULU GERÇEKLİĞİ   (ABDURRAHİM KARADENİZ) - KRİKOR ZOHRAB ÖYKÜCÜLÜĞÜ   (JAKLİN ÇELİK) - GÖZLEMCİ/ELEŞTİREL GERÇEKÇİ ÖYKÜCÜ: SAMİM KOCAGÖZ   (ÖMER LEKESİZ) - TÜRK HİKÂYESİNDE SOSYALİST REALİZM (TOPLUMCU GERÇEKÇİLİK)   (NURULLAH ÇETİN) - “ARA NESİL”İN ARADA KALMAYAN YAZARI:   (ÖMER LEKESİZ) - ZOR HAYATIN ÖYKÜLERİ   (ÖMER LEKESİZ) - GÜMÜŞ GECEDEKİ KARANLIK   (MÜGE İPLİKÇİ) - SÜKÛT AYYÛKA ÇIKAR’DA “DÜŞ TOZU”NA BULANMIŞ BURSA ÖYKÜLERİ   (ÖMER LEKESİZ) - 'İKNA ODASI' SONRASI   (FADİME ÖZKAN) - "HANEY YAŞAMALI"   (ÖMER LEKESİZ) - ÖYKÜ ELEŞTİRİSİ   (ÖMER LEKESİZ) - “OLMAZ HAYAL”DE OLMAZ’IN OLMAZLIĞI   (METİN ARİF ÖZ) - TUFANDAN ÖNCE   (MEHMED NİYAZİ) ... Devamı

26 12 2005

Türk Edebiyatı: Öykü Kitapları Kronolojisi 5 (1980- 1989)/ Ali Ş

VII. YENİLEŞME DÖNEMİ: 1980-1990  Işıl Özgentürk, Fazlı Yalçın, Cafer Hergünsel, Feyza Hepçilingirler, Nadir Gezer, Günseli İnal, Pınar Kür, Afşar Timuçin, İzzet Yaşar, Esma Ocak, Engin Karadeniz, Fuat Altınsay, Fatma Ü. Aren, Nursel Duruel, Sevda Kaynar, Kandemir Konduk, Ali İhsan Mıhçı, İsmet Tokgöz, Gürhan Uçkan, Hüseyin Akyüz, Erendiz Atasü, Mahmut Alptekin, Habib Bektaş, Ahmet Çakır, Güney Dal, Sulhi Dölek, Tarık Günersel, Zeynep Karabey, Cemil Kavukçu, Duran Yılmaz, Muzaffer Abayhan, Ülkü Ayvaz, Şükran Farımaz, İsmail Gümüş, Özcan Karabulut, İzzet Kılıçlı, Ayla Kutlu, Ayşe Kulin, Ahmet Önel, Lütfiye Aydın, Mehmet Güreli, Ahmet Yurdakul, Murathan Mungan, Feride Çiçekoğlu, Cengiz Ördersever, Semra Özdamar, Buket Uzuner, Gülderen Bilgili, Jale Sancak, Özgen Ergin, Ali Balkız, Mustafa Hakkı, Mario Levi, Kürşat Başar, Sezer Ateş Ayvaz, Mahir Öztaş, Süheyla Acar Kalyoncu, Ayfer Tunç,  Ali Nurettin Gürses, Ayfer Coşkun, Süalp Çekmeci, Hatice Bilen, Ahmet Tulgar, Zeynep Aliye, Zeynep Ankara, Neşe Cehiz, Yavuzer Çetinkaya, A. Didem Uslu, Nurten Ay, Yurdaer Erkoca, Halime Toros, Atilla Şenkon, Emine Işınsı, Oya Baydar, Yeşim Dormen Müderrisoğlu, Perihan Nuray Tekin, Barlas Özarıkça, İzzet Harun Akçay, Fatoş Dilber, Dinçer Sezgin, Hasan Ali Toptaş, Berrin Kırımlıoğlu, Ümit Kıvanç, Cemile Çakır..." (...) (**)                               ***                                            ***   1980 BALKI, Şakir: Aç Ayı Oynamaz1980 BOZFIRAT, A... Devamı

26 12 2005

Türk Edebiyatı: Öykü Kitapları Kronolojisi 4 (1970- 1979)/ Ali Ş

VI. YENİDEN OLUŞUM DÖNEMİ: 1970-1980 Adalet Ağaoğlu, Hulki Aktunç, Ayhan Bozfırat., Ahmet Say, Nedim Gürsel, Nazlı Eray, Ayşe Kilimci, Mustafa Kutlu, Selçuk Baran, Aysel Özakın, Tezer Özlü, Yıldız İncesu, Şiir Erkök (Yılmaz), Oğuz Atay, İnci Aral, Osman Şahin, Hasan Kıyafet, Muzaffer izgü, Ümit Kaftancıoğlu, Fethi Savaşçı, Yüksel Pazarkaya, Celâl Özcan, Metin İlkin, Burhan Günel, Hakkı Gümüştaş, Kemal Ateş, Durali Yılmaz, Naci Girginsoy, Mustafa Balel, Necati Güngör, Sevinç Çokum, Rasim Özdenören, Şevket Bulut, Lütfi Kaleli, Kemal Bekir, Güven Turan, Şükrü Bilgiç. (**)                                      ***                                   ***   1970 AKÇAM, Dursun: Taş Çorbası1970 BAŞARAN, Mehmet: Sürgünler1970 BAYKURT, Fakir: Anadolu Garajı 1970 DAYIOĞLU, Gülten: Döl 1970 DUYGULU, Behiç: Gölgede Gezintiler1970 GİVDA, Avni: Erguvanlar Ihlamurlar Öyküsü ve Başka Öyküler1970 GÖKŞEN, Enver Naci: Ayça1970 GÜNER, Mehmet: Tarla Pilavı1970 İLKİN, Metin: Yarın İçin 1970 İLKİN, Metin: Zor Zaman1970 İLTER, Şahap Sıtkı: Acı 1970 İNCESU, Yıldız: Bir Saat Onüç Dakikalık Seçim Konuşması 1970 İZGÜ, Muzaffer: Gecekondu(romandan başka öyküler de ekli) 1970 K. (AKINÇ), Tarık Dursun: 36 Kısım Tekmili Birden 1970 KARASU, Bilge: Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı 1970 KISAKÜREK, Necip Fazıl: Hikâyelerim 1970 KORKMAZGİL, Hasan Hüseyin: Made inTurkey1970 KURDAKUL, Şükran: Tanığın Biri 1970 KUTLU, Mustafa: Ortadaki Adam 1970 MANAV, Kemal Bekir: Fatma Hanımın Erik Ağacı1970 MERAM, Ali Kemal: Kader Rüzgarları 1970 ÖMER SEYFETTİN: 1970/71Bilgi Yayınevi Bütün Eserleri (10 cil... Devamı

26 12 2005

Türk Edebiyatı: Öykü Kitapları Kronolojisi 3 (1950- 1969)/ Ali Ş

IV. MODERNLEŞME YOLUNDA: 1950-1960 Nezihe Meriç, Vüs'at O. Bener, Bilge Karasu, Orhan Duru, Ferit Edgü, Feyyaz Kayacan, Onat Kutlar, Demir Özlü, Tahsin Yücel, Adnan Özyalçıner, Erdal Öz, Yaşar Kemal, Fakir Baykurt, Muzaffer Buyrukçu, Tarık Dursun K., Muzaffer Hacıhasanoğlu, Demirtaş Ceyhun, Zeyyat Selimoğlu, Hakkı Özkan, Şahap Sıtkı, Orhan Çubukçu, Necdet Ökmen.   V. YAPILANMA DÖNEMİ: 1960-1970 Sevim Burak, Yusuf Atılgan, Leyla Erbil, Sevgi Soysal, Füruzan, Tomris Uyar, Meral Çelen, Nevin İşlek, Nursen Karas, Necati Tosuner, Selim İleri, Kâmuran Şipal, Mahmut Özay, Bekir Yıldız, Gülten Dayıoğlu, Fersan Gürel, Remzi İnanç, Nahit Eruz, Behiç Duygulu, Dursun Akçam, Yusuf Ziya Bahadırlı, Afet Ilgaz, Mehmet Başaran, Nevzat Üstün, Kerim Korcan.(**)                                  ***                                     ***    1950 ABASIYANIK, Sait Faik: Mahalle Kahvesi 1950 AĞAOĞLU, Samet: Zürriyet 1950 ÖZAY, Mahmut: O Mübarek Selviler1950 TARUS, İlhan: Apartman 1950 UŞAKLIGİL, Halid Ziya: İzmir Hikâyesi 1950 YALÇIN, Efzayiş Suat: Kırk Kapısı1951 ABASIYANIK, Sait Faik: Havada Bulut 1951 ABASIYANIK, Sait Faik: Kumpanya 1951 GÜNER, Tarık: Peynir Ekmek 1951 HACIHASANOĞLU, Muzaffer: Bir Tesbih Tanesi 1951 KOCAGÖZ, Samim: Sam Amca 1951 ORHAN KEMAL: Sarhoşlar 1951 TANER, Haldun: Tuş1951 TURHAN, Seyfettin: Yol Parası1951 YiĞiTER, Umran Nazif: Gar Saati 1952 ABASIYANIK, Sait Faik: Son Kuşlar 1952 BENER, Vüs'at O.: Dost (1952, Yaşamasız'la birlikte 1977) 1952 BUĞRA, Tarık: Yarın Diye Bir Şey Yoktur 1952 ERDİNÇ, Fahri: Akrepler... Devamı

26 12 2005

Türk Edebiyatı: Öykü Kitapları Kronolojisi 2 (1930- 1949)/ Ali Ş

  II. ARAYIŞ DÖNEMİ: 1930-1940     Sadri Ertem, Ahmet Naim, Kemal Bilbaşar, Halikarnas Balıkçısı, Reşat Enis, Mahmut Yesari, Bekir Sıtkı Kunt, İlhan Tarus, Umran Nazif, Mehmet Seyda, Samim Kocagöz, Samet Ağaoğlu, Necip Fazıl Kısakürek.   III. GELİŞME DÖNEMİ: 1940-1950 Sabahattin Ali, Sait Faik, Orhan Kemal, Aziz Nesin, Kemal Tahir, Oktay Akbal, Sabahattin Kudret Aksal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Faik Baysal, Haldun Taner, Tarık Buğra, Necati Cumalı, Orhan Hançerlioğlu, Salim Şengil, Fahri Erdinç, Afif Yesari, Rıfat Ilgaz, Naim Tirali.(**)                       ***                           ***    1930 GÜNTEKiN, Reşat Nuri: Olağan İşler 1931 CEM, Cemil Cahit: Gülünçlü Hikayeler1931 ORTAÇ, Yusuf Ziya: Kürkçü Dükkanı (u.ö) 1932 KEMAL AHMET: Sokakta Harp Var (u.ö)1932 ÖRiK, Nahit Sırrı: San'atkârlar 1933 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: İki Hödüğün Seyahati1933 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Kâtil Bûse 1933 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Namusla Açlık Meselesi 1933 KISAKÜREK, Necip Fazıl: Birkaç Hikâye Birkaç Tahlil 1933 KUNT, Bekir Sıtkı: Memleket Hikayeleri 1933 ÖRiK, Nahit Sırrı: Eski Resimler 1933 SADRİ ERTEM: Bacayı İndir, Bacayı Kaldır 1933 SADRİ ERTEM: Silindir Şapka Giyen Köylü 1933 YiĞiTER, Umran Nazif: Kara Kasketli Amele 1934 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Tünelden İlk Çıkış 1934 ÖRiK, Nahit Sırrı: Eve Düşen Yıldırım 1934 SADRİ ERTEM: Korku 1934 UŞAKLIGİL, Halid Ziya: Hepsinden Acı 1935 KEMAL AHMET: Ağlayan Nar ile Gülen Ayva 1935 SABAHATTİN ALİ: Değirmen 1935 SADRİ ERTEM: Bay Virgül 1935 UŞAKLIGİL, Halid Ziya: Aşka Dair 1935 UŞAKLIGİL, Halid Ziya: Onu Beklerken 1936 ABASIYANIK, Sait Faik: Semaver 1936 BİLBAŞAR, Kemal: Anadolu'dan Hikayeler 1936 DEVRİM... Devamı

26 12 2005

Türk Edebiyatı: Öykü Kitapları Kronolojisi 1 (1867- 1929)/ Ali Ş

(I )KURULUŞ DÖNEMİ: 1870-1930     (1)  Hazırlık/etkiler: (1870-1900)  Ahmet Mithat, Emin Nihat, Samipaşazade Sezai, Nabizade Nâzım, Hüseyin Cahit Yalçın, Halit Ziya Uşaklıgil, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Ercüment Ekrem Talu, Hüseyin Rahmi Gürpınar.     (2)  Çağdaşlaşma Yolundaki İlk Adımlar: (1900-1930) Ömer Seyfettin, Memduh Şevket Esendal, Yukap Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edip Adıvar, Refik Halit Karay, Selahattin Enis, F. Celâlettin, Osman Cemal Kaygılı, Reşat Nuri Güntekin, Kenan Hulusi Koray, Nahit Sırrı Örik.(**)                   ***                          ***   1867 AZİZ: Muhayyelat-ı Aziz Efendi1870/71 AHMET MİTHAT: Kıssadan Hisse 1870/71 AHMET MİTHAT: Letaif-i Rivayat 1871/72 AHMET MİTHAT: Durub-i Emsal-i Osmaniye Hükemiyatının Ahkamını Tasvir 1872/75 EMİN NİHAT: Müsameretname1875 MEHMET CELAL: Cemile 1875 MEHMET CELAL: Venüs1886 NÂBİZÂDE NÂZIM: Bahtiyar mıdırlar? (yılı ?) 1886 NÂBİZÂDE NÂZIM: Yadigârlarım uö 1888 UŞAKLIGİL, Halit Ziya: Bir İzdivacın Tarih-i Muâşakası 1890 NÂBİZÂDE NÂZIM: Bir Hâtıra1890 NÂBİZÂDE NÂZIM: Karabibik uö(1890/1891) 1890 NÂBİZÂDE NÂZIM: Zavallı Kız uö (1889/1890), 1890 UŞAKLIGİL, Halit Ziya: Bir Muhtıranın Son Yaprakları 1891 MÜFTÜOĞLU, Ahmet Hikmet: Leylâ Yâhut Bir Mecnunun İntikâmı 1891 NÂBİZÂDE NÂZIM: Hâlâ Güzel uö1891 NÂBİZÂDE NÂZIM: Haspa uö 1891 NÂBİZÂDE NÂZIM: Sevdâ uö1891 RECAİZADE MAHMUT EKREM: Muhsin Bey yahut Şairliğin Hazin Bir Neticesi(u.ö) 1892 NÂBİZÂDE NÂZIM: Seyyie-i Tesâmüh uö 1892 SÂMİ PAŞAZÂDE SEZÂİ: Küçük Şeyler 1894 UŞAKLIGİL, Halit Ziya: Bu Muydu? 1894 UŞAKLIGİL, Halit Ziya: Nâkil (4 Cilt yerli ve yabancı öyküler: 1894-1896) 1896 UŞAKLIGİL, Halit Ziya: Heyhat 1896 UŞAKLIGİL, Halit Ziya: Küçük Fıkralar (3 ... Devamı

26 12 2005

Piraziz'den beride Çaloğlu Çeşmesi/ MÜSLİM ÇELİK

Öykücülüğümüzün ve yayıncılığımızın 50'lerdeki taze soluğu Naim Tirali 80 yaşında Piraziz'den beride Çaloğlu Çeşmesi Çağdaş öykücülüğümüzde Naim Tirali'nin, Sait Faik gibi, hali vakti iyi bir tabakadan gelerek geçim sıkıntılarıyla boğuşan adamın günlük davalarının içinde süren açmazlarına eğilmesi, kalemini buna yontması, sokaktaki sıradan insandan yaşamın tüm çelişmelerini bulgulayıp vermeye uğraşması, takdirin üzerindedir. MÜSLİM ÇELİK Çağdaş öykücülüğümüzde Naim Tirali 'nin ipeksi dokunuşlarla sınanmış gerçeği, onun ülke yazınımızda özgün ve kalıcı bir yer tutmasını sağlamıştır. Sait Faik gibi, hali vakti iyi bir tabakadan gelerek geçim sıkıntılarıyla boğuşan adamın günlük davalarının içinde süren açmazlarına eğilmesi, kalemini buna yontması, sokaktaki sıradan insandan yaşamın tüm çelişmelerini bulgulayıp vermeye uğraşması, takdirin üzerindedir. Buysa, yersel ve kentsel birikiminin ardındakidir. Söylem ve gücünün, istencinin mayasında oluşan olumlu yanını buluşturup sunmak anlamına gelir. Paylaşma yanlısı bir tutum Bir ruh hali var ya da basit gözüken bir olay düzyazıyla toplumsallığın oluşturacağı desteklerle ilgili. * Olaya fazla bel bağlamayan öykülemedir, kurmaca da pek yok. * Paylaşma yanlısı bir tutum: ''Mutluluk ikiz doğar'' , çünkü öyküleme iyimser noktalarda aksın, gelişsin, belirginleşsin ister. * Sait Faik'ten el almak yanında Orhan Kemal dönemecinde varlanarak halleşmeye çalıştığını okur rahatlıkla sezebilir. * Ceyhun Atuf Kansu öykü için dildeki şiirdir, der. (Türkçeye aşılanmış öykü ya da öyküye aşılanmış Türkçedir.) İnsanın insanla ilişkileri bağlamında toplumsallık ederinde tabana yakın duruyor. Dürüsttür, insancıdır, iyi, yararlı, güzel, giderek beyazlaşır sonunda. * Yaşamanın kaba saba yönlerinin kendi kişiliğinden uzaklaştıran etkilerine kapılmadı. * Yeniliği zoraki değildir. Kavramış, olgunlaştırmıştır. Kişilere toptan değil de bir bir sevecenlik besler. Oluşumu oluşturan varsıl... Devamı

23 12 2005

Duygu UÇKUN/ Havva

Havva <Kitap-lık, Sayı: 87 Ekim 2005> Duygu UÇKUN Başı ağrıyor. Vücudu kasılmalardan yorgun düşmüş, ayrıca etraftaki koku da midesini kaldırıyor. Bu odada kokan birşey var, onu çıkarsalar midesi düzelecek en azından. Konuşsa deyiverecek hanıma, kokuyor, diye ama gücü yok ki konuşacak. Vücudu kasılıp gevşemekte. Yüzü de seğirip duruyor. Gelenler onlarla alay ettiğini düşünecek diye ödü kopuyor. Ama hastalandığından beri dövmediler, hatta Selma bile artık ona daha iyi davranıyor.Bir kere daha kasıldı, bu sefer elleri ve ayakları ... hem de buz kestiler. Köydeki Deli Emin de böyleydi, ama o deli değil, yaptığının cezasını çekiyor. “Deli değilim ben, cin girdi içime! Tekmeliyor beni!” diye bağırmak istiyor ama zorla nefes alıyor, değil ki bağıracak... dua ediyor sürekli, akıl edip bir hoca getirsinler diye. Hoca bir okuyup üflese hiçbirşeyi kalmaz. Emin ile nasıl da dalga geçerlerdi, onun aksak yürüyüşüyle, kasılmış ve morarmış eliyle... Ellerine bakmak istedi ama boynunu hareket ettiremiyor. Emin’e ne olmuştu diye düşündü, hatırlayamadı. İşte bir daha tekmeleyecek o lanet olası cin! İşte başladı! Çık içimden! Girdiği yerden çıksın diye bacaklarını açıyor. Bu sefer omuzları yerde, ama beli havaya kalkıyor, köprü kurmuş gibi, öylece kalıyor Havva. Soluk alması iyice zorlaştı. Yutkunamıyor, garip sesler çıkarıyor nefes alırken. Bu halde tavana takılı kaldı bakışları, sonra gözlerini kapattı; tavanın tahtalarının üstündeki küçük siyah noktacılar yeniden belirdi kafasında. “Tıpkı benim saçlarım gibi” diye düşündü Havva. Selma nasıl da onu çağırıp saçlarını taratırdı, saatlerce. İyice görsün, hissetsin isterdi, saçlarının ne kadar çok ve yumuşak olduğunu. Köyde Mehmet ile Bekirin saçları da kendisininki gibiydi; küçükken bir hastalık geçirmişler de ondanmış. Ama Havva kız, o yüzden herkes ona bakar, “Saçların nasıl öyle kız! Erkek misin sen yoksa!” diye bağırırlardı karşısına geçip. “Yüzü ... Devamı

22 12 2005

Hatice İle Alakuş/ H. İhsan SÖNMEZ

                       HATİCE VE ALAKUŞ/  H. İhsan SÖNMEZ   Zaman aynasında ki  görüntüden yansıyan o ki; eskimiş kentler, yıpratmış bizi.  Bakıyorum (!) hayır aslında bakıyor gibi yapıyorum da saklambaç oynuyorum. Bir gözümle insanları gözlüyorum, diğer gözümle dünyayı. Kıtlık görüyorum. Margaret Atwood'un şu sözleri aklımdan geçiyor." Kurur gider burada niye sözcüğü, yitirir anlamını. Kıtlık bu." Ne kıtlığı bu derseniz! Hoşgörü ve sevgi kıtlığı. Yani insan ve sevgi. Önüm, arkam, sağım, solum derken; ' Memleket Hasreti ' demircinin körüğü misali,yüreğimin örselenmiş közünü tutuşturduğunda şu akşam kızıllığında Başkente el sallamak düştü. Yakında görüşürüz!             Yaşamı, çoğunlukla ıskalarız. Unutkanlık ! der geçeriz.. Bilmeden de  olsa ummadığımız birileri unuttuklarımızı anımsatır bize. Sözgelimi şu küçük kız.Onu her görmeye gidişimde, o biraz daha büyümüş, bense bir yıl daha yaşlanmış olurum.         Enbiya köyünün, Uzunoğlu isimli bir mahallesinde yaşar. Mahalle sırtını Ilgaz'ın hırçın eteklerine yaslamış, beş altı hane, ara sıra ormancıların, her yıl da benim uğradığım, memlekette bir nokta. Hatice ise sevgili dostum Refik'in, sarı saçlı, mavi gözlü, kibar, gururlu ve akıllı kızı. Mahallenin sarışın köylü  kızı. Hayranım ona. Sakat bir ağabeyi var ona bakar, minicik elleri ile inekleri sağar, ahırı temizler, koyundan gelen dedesi Süleyman'ı bekler, adını taşıdığı anneannesinin bahçe işlerine yardım eder, annesi Seher'in ocağını yakar.  Daha neler neler. On parmağında dünyayı taşır. Maşallah. Arta kalan zamanda okuluna gider. İlköğretim dördüncü sınıfta.Taşımalı sistemle okula gider  ve gelir bilmem kaç(!) kilometre.Taşıma suyla değirmek döndürmek dedikleri bu olsa gerek . Burada... Devamı

19 12 2005

Necati CUMALI/ Susuz Yaz

  Metin Erksan'ın yönettiği Susuz Yaz, 1964 Berlin Film Festivali'nde büyük ödül Altın Ayı'yı kazanmıştı.               EN İYİ ON TÜRK FİLMİ SEÇİLDİ Ankara Sinema Derneği’nin, bugüne dek çekilmiş “En İyi On Türk Filmi”ni belirlemek amacıyla ülke çapında, sinemayla profesyonel olarak ilgilenen kişiler arasında düzenlediği anket sonuçlandı. Bu anketin amacı, ilk ona giren filmlerin İngilizce altyazılı yeni kopyalarını basmak, ayrıca İngilizce ve Türkçe olarak hazırlanacak bir kitapla Türk sinemasının En İyi On Filmi’ni yurtdışında da tanıtmak ve gösterimlerini sağlamak. “En İyi On Türk Filmi” adlı kitap ise sinema yazarı Tunca Arslan tarafından kaleme alınacak. Anketin sonucuna gore Türk sinemasının En İyi On Filmi şunlar: 1- Yol (Şerif Gören) 2- Umut (Yılmaz Güney) 3- Sürü (Zeki Ökten) 4- Muhsin Bey (Yavuz Turgul) 5- Masumiyet (Zeki Demirkubuz) 6- Selvi Boylum Al Yazmalım (Atıf Yılmaz) 7- Anayurt Oteli (Ömer Kavur), 8- Susuz Yaz (Metin Erksan) 9- Gelin (Ö. Lütfi Akad) 10- Uzak (Nuri Bilge Ceylan)     Necati Cumalı... Türkiye’nin aydınlık yüzü. Dünyaya açık bir yazar ve şair. Çağdaşları gibi "köylülük" ya da "toplumsallık" çerçevesine hapsetmedi kendini. Ama ülkesinin sorunlarından, insanının dertlerinden de uzak kalmadı. Güzellikleri sevdi. Güzellikleri yansıttı oyunlarına, öykülerine, şiirlerine. Dil konusunda da saplantısı yoktu. Ne "öz"cü oldu, ne "canlı" Türkçe’ci. Konuştuğu gibi, hissettiği gibi, bildiği gibi yazdı. "Şiirlerin sembolizmin etkisinde", "Oyunların köylücü" eleştirilerine aldırmadı. Yorulmadan, bıkıp usunmadan yazdı. Bir yazar ömrüne, sayılamayacak eser sığdırmayı başardı. Onu saygı ve sevgiyle anıyoruz...   Susuz Yaz   Urla’nın Bademler köyünün kuzeyinde, Ovacık’tan İzmir-Seferihisar şosesine kadar, hafif dalgalarla uzanan toprakları sulayan üç dereden ikisi, yaz ayları gelince kurur,... Devamı

18 12 2005

ÖYKÜCÜLÜĞÜMÜZDE 12 EYLÜL YOK AMA VAR VAR! / (ÖMER LEKESİZ)

  Fransız, İngiliz, Rus… edebiyatları gibi Türk edebiyatı da toplumsal/siyasal olayları tarihin metodik özetinden kurtarıp, insani/hayati boyutlarıyla, hüzün, acı, sevinç, yoksulluk, ayrılık, zafer, yenilgi içeren yüzleriyle geleceğe aktarmıştır; bu yanıyla, edebiyatımız toplumsal/siyasal olaylardan beslendiği kadar, “kendi” amaçları ve imkânları ölçüsünce de toplumsal/siyasal olayları/olguları çeşitli yönleriyle yorumlayıp, aydınlatmıştır. Dede Korkut’tan bugüne yazıla gelen halk hikâyeleri, şiirleri, modern zaman roman ve öyküleri bunun örnekleriyle doludur; göç, İslamlaşma, imparatorluklar, Moğol istilası, Anadolu’nun fethi, Batılılaşma, Tanzimat, Meşrutiyet, dünya savaşları, demokratikleşme, darbeler... insani boyutlarıyla yer yer yorumlanarak, aydınlatılarak dünden bugüne ulaşmıştır. Ancak çeyrek yüzyıl önce yaşanan ve hâlâ canlı tanıkları bulunan bir toplumsal/siyasal olay var ki, onun edebiyatımızdaki konumu hâlâ belirsizdir; bir iç savaşın, ideoloji merkezli toplumsal acıların, toplumu ve siyaseti yeniden yapılandırma adına özgürlükleri rafa kaldıran totaliter anlayışın yürürlükte olduğu bu dönemin adı “12 Eylül”dür. 1971’den 1980’e, 1980’den 1990’a kadar iki ayrı zaman dilimine yayılan, sadece 1980’de 24 Ocak Kararları’nın alındığı, 10.000 şiddet olayı gerçekleştiği, 2000 insanın öldürüldüğü, Fatsa ve Tariş’in jandarma tarafından kuşatıldığı, askeri darbe kararını izleyen günlerde 299 “doğal olmayan ölüm”ün gerçekleştiği, 50 darağacının kurulduğu, binlerce insanın gerekçe gösterilmeksizin evlerinden alınıp günlerce gözaltında tutulduğu 12 Eylül... sahiden edebiyatımızın neresindedir? Bu sorunun ancak kitap çapında bir çalışmayla cevaplanabileceği aşikârdır. Ayrıca bilimadamlarının Anadolu insanının toplumsal belleğini 17 günle sınırlandırmaları gibi bilimsel (?) bir dayanak da olmasına karşın soru önemini korumakta ve kapsamı daraltılarak, bölümlenerek ... Devamı

18 12 2005

KADIN ÖYKÜCÜLER (1910-1990) / (ÖMER LEKESİZ)

1.Toplu Bilgiler: Türk öykücülüğünün 1910-1990 yılları arasındaki seksen yıllık döneminde, “kadın öykücü” olarak, 1910’da ilk öykü kitabını yayımlayan Halide Edib’i (Adıvar), 1923’te Suat Derviş, 1928’de Şükufe Nihal, 1934’te Güzide Sabri, 1939’da Perihan Ömer, 1943’te Kerime Nadir, 1944’te Mükerrem Kamil Su, 1945’te Halide Nusret Zorlutuna, 1953’te Nezihe Meriç, 1959’da Aysel Alpsal ve Saadet Timur, 1961’de Leyla Erbil, 1962’de Münife Baran, Nevin İşlek ve Sevgi Soysal, 1963’te Afet Ilgaz, 1964’te Sabahat Emir, 1965’te Sevim Burak, 1967’de Mübeccel İzmirli ve Nursen Karas, 1970’de Gülten Dayıoğlu, 1971’de Ayhan Bozfırat, Füruzan, Yıldız İncesu ve Tomris Uyar, 1972’de Selçuk Baran, Sevinç Çokum, Pakize Başaran, 1974’te Adalet Ağaoğlu, Remziye Batuhan ve Saliha Devres, 1975’te Fatma Gürel, 1976’da Nazlı Eray, Ayşe Kilimci ve Aysel Özakın, 1978’de Peride Celal, Şiir Erkök Yılmaz ve Tezer Özlü, 1979’da İnci Aral, 1981’de Ülkü Aren, Feyza Hepçilingirler, Esma Ocak ve Işıl Özgentürk, 1982’de Nursel Duruel, Neşe Gülersoy ve Sevda Kaynar, 1983’te Erendiz Atasü, Zeynep Avcı ve Pınar Kür, 1984’te Müfide Güzin Anadol, Zeynep Balcılar, Şükran Farımaz, Ayla Kutlu ve Nezihe Oruçoğlu, 1985’te Lütfiye Aydın, Günseli İnal, Ayşe Kulin, Zeynep Oral, 1986’da Semra Özdamar, Nazife Tok, Füruzan Topak ve Buket Uzuner, 1987’de Gülderen Bilgili, Figen Çakmak, Ayşe İlker ve Tecelli Sercan Sırma, 1988’de Sezer Ateş Ayvaz ve Berrin Kırımlıoğlu, 1989’da Süheyla Acar, Hatice Bilen Buğra, Ayfer Coşkun, Gülseren Engin, Jale Sancak, Suna Tanaltay ve Ayfer Tunç, 1990’da Tansu Bele, Halime Toros, Cemile Çakır, Feride Çiçekoğlu, Fatoş Dilber ve Zeynep Aliye izlemiştir.Bu kadın öykücülerin, 1910-2005 arasında toplam 278 öykü kitabı yayımlanmıştır; ilk kitap Halide Edib’in Harap... Devamı

18 12 2005

Refik Halit KARAY/ Ayşe'nin Yazgısı

  Anası, Antikacıların evini oğmak için gittikten sonra yalnız kalan Ayşe bahçedeki çıkrıklı kuyudan çektiği suyu sabahtan beri ocağın üstünde duran kazana döktü ve patiska entarisinin eteklerini kuşağına sıkıştırıp çömeldi; sepetteki çamaşırları çitilemeye başladı. Ana kız "Abdinin köşkü" denilen bu yıkık, korkunç, yalnız kovukta bekçi gibi oturuyorlardı. Bundan kırk sene önce, kimbilir nasıl bir eğlence fikrine hizmet için yapılmış, fakat o zamandanberi kullanılmayan bu ev, yıkık duvarları, çökmüş çatısı, dökülmüş kafesleri, her taraftan ayrılmış sıvalarıyle eski bir mezar gibi ölümü düşündüren bir hal almıştı. Onda her ilişen bakışı korkutan bir renk, her geçene: "Siz de herkes de benim gibi olacaksınız, yıkık duvarlar kirli yosunlu, iğri bir taş; üzerinde eşinen bir iki köpek, o kadar!…" diyen bir ses vardı. Her yönünden deve dikenleri fırlamış olan bahçesinde, hep açık kapısından mahzen gibi karanlık bir oyuk içinde tavan tahtaları seçilen ahırında, samanlı gübreler yığılmıştı; üzerinde bir sürü tavuk sürekli eşiniyordu. Kuyunun yanındaki incir ağaçları bu yıkıntının eksiğini tamamlıyor, her yıl daha fazla kuvvetlenerek nankör dallarıyle eve yaslanıyordu. Uzakta, bir yönde denize doğru çoğu zaman sisler, buğular içinde kalan şehir görünüyor, geniş bir çiftlik arazisi olan öbür yönünde, ilerideki dağlara kadar ise bir ağıl bile göze çarpmıyordu. Ayşe'nin önündeki leğenden sabun köpükleri taşıyor, bembeyaz buruşuklarla büzülmüş olan ellerinin her hareketinde saçlarına, çıplak bacaklarına, arasıra gözlerine fırlıyordu; bunların içinden bazı inatçıları da sürekli karnına düşüyor, soluk entarisini pembe etine yapıştırıyordu. Kazandaki su kaynadıkça kireç gibi bir renk alıyor, içindeki baloncuklar irileşerek şişiyordu. Dışarıda sıcak bir güneş iki gün önceki yağmurlarının nemini bu süprüntülükten çekiyordu. Şimdi, hiçbir yönde bir nefes bile yoktu; fırtınadan önceki ağır, dertli durgunluk içinde; gübreleri karıştıran serçelerin cıvıltısı işitili... Devamı

18 12 2005

İnci ARAL/ Gölgede Kırk Derece

On Dört Mayıs Yaşadığım ve hala kaçmak istemediğim kentin sokaklarında sürüler halinde dolaşan erkek hayaletleri görüyorum. Bana bakıyorlar ama görmeden geçip gidiyorlar. Oysa bu bahar akşamında, içlerinden biri ansızın yanıma gelebilir. Baharlara karşı durulamaz. Tomurcuklar patlar, çınarların dalları gençlik özlemiyle ürperir. Salkımsöğütler sevinir, narin gölgeleri sulara düşer ve güneş çatıların üstünden süzülür. Geceler daha da güzeldir. Mehtap, hanımeli kokularıyla yıkanarak denize doğru uzanır ve yepyeni sevda öyküleri başlar. Evet, bakarsın biri beni görür. El değmemiş yüreğimi görüverir. Yüzüme bakar ve yere eğik gözlerimin ne anlama geldiğini bilir. Yaklaşır, konuşmadan yan yana yürürüz. Bir kıyıda, bordo örtüler, mumlar, şarap kadehleri ve kemanlar arasında yemek yeriz. Bir ara beni tuvalete götürür, kapıda bekler. Derken el tutmalar, ürkek ellerimi tutup sıkmalar. Arabada dudaklarımdan öper. Bir daha, bir daha, ayrılamayız bir türlü. Gidecek hiçbir yeri, yolu yordamı yokmuşçasına susar sonra. Evime götürürüm onu. Yakışıklı olması gerekmez, hatta çirkin olabilir. Işıkları söndürürüm. Hiçbir eksiklik duymadan, birbirimizi hor görmeden, kınamadan, sevişmeyi iğrenç ve aşağılık bulmadan sevişiriz. İlk erkeğim olur şaşırarak, saygı duyarak. Beni sev, sarıp sarmala, derim. Hiçbir şey söyleme, çünkü sabah olunca her şeyin bitmesinden korkuyorum.-Korkma, der. Bunu söylemesi ve yanımda yatıyor oluşu beni öylesine büyüler ki hiç olmadığım kadar dengede olurum. Güvertedeyim. Hava bulutsuz. Rüzgar çeşitli yönlerden hafif esiyor. Sıcaklık yirmi derece. Bu havalarda dengede kalmak için gayret gösteriyorum. Kolay olmuyor. Sabahları büronun yolunu tuttuğumda, bir karanlıktır çöküyor ruhuma. Yıllardır aynı büroda, babamın yönetimi altındayım. Görüşleri hakim ve keskin. Tahliye redlerinin suçlusu benim, kötü duruşmalar benim eserim. Davalar benim yüzümden sürüncemede. Elimden geleni yapıyorum. Sosyal hayatım yok. Dosyalar arasında duruşma salonlarında geçti gençliğim,... Devamı

17 12 2005

Taşköprü ve Kastamonu Linkleri

Kastamonu Net • 14/12/2005 - Kastamonu Gazeteleri Kategori: Merkez Ilce Kastamonu Net http://kastamonunet.sitemynet.com/   http://www.nasrullahgazetesi.com       http://www.kastamonupostasi.com     http://www.sozcugazetesi.com/web/    e-Kastamonu.NET   http://www.e-kastamonu.net/modules.php?name=makale&op=all_makkales   Amatörce Edebiyat'ta Kastamonu http://www.amatorceedebiyat.com/eserler.asp?id=3562     ***          ***           ***   SİTELER:             A.Şahin'in Bloknotu http://www.blogcu.com/alsah  Edebiyathttp://a.alisahin.sitemynet.com/ Edebiyat 2000- 2005 http://alisahin37edebiyat2005.sitemynet.com/ Edebiyat Dünyası http://alsah.sitemynet.com/index/ En Güzel Atatürk Şiirleri/ Seçki http://www.blogcu.com/Guldeste/ Gerçeğin Sesi http://bariscanogul.sitemynet.com/ Gökırmak http://gokirmak37.sitemynet.com/ Kastamonu Net http://kastamonunet.sitemynet.com/ Kişisal Sitem http://alisahin_37.sitemynet.com           Kişisel Sayfam 2 http://www.radikal.com.tr/uyelik/ozel_sayfa.php?uye=98435&tam_liste=1 Kişisel Sayfam http://www.radikal.com.tr/uyelik/ozel_sayfa.php?uye=67367 Taşköprü'den Bakış http://www.blogcu.com/alisahin37 Taşköprü'den Esintiler 2 http://taskoprudenesintiler.sitemynet.com/ Taşköprü'den Esintiler http://alisahin37.sitemynet.com/alsah/ Taşköprü'nün Sesi http://taskoprununsesi.sitemynet.com Yazıhamit Köyü http://yazihamit.sitemynet.com/ Yedincisanat http://www.blogcu.com/yedincisanat/ Yeni Dergi http://yenidergi.turklog.com/ Yeni Edebiyat http://www.blogcu.com/yeniedebiyat/ Yenidendergi http://yenidendergi.sitemynet.com/ ... Devamı

16 12 2005

Yaşar Kemal/ Turnalar

Yaşar Kemal Turnalar   Ortalık ağır ağır aydınlanıyor, topraktan incecik buğular kalkıyordu. Gülbahar daha geceden gelmişti tarlaya. Otlarla pamuk fideleri daha ayırt edilemiyordu. Yakında güneş doğacak. Kıpkırmızı, her yanı yalıma kesiveren bir güneş. Toprağa basamayacak, sıcaktan soluk alamayacak, bir fırın içine girmiş gibi kavrulacaktı ama, gene de güneşin doğmasını sabırsızlıkla bekliyordu.Çapasına dayanmış, öylece durmuş düşünüyordu. Uzakta, Gavurdağlarının üstünde belli belirsiz bir ışık çizgisi ve top top ak bulutlar gözüküyordu.Mahmut gideli tam dokuz yıl olmuştu. Mahmut yakışıklı adamdı. Uzun boylu, kalın dudaklı, büyük, yakıcı kara gözlüydü. Tüm şu köy tanıktır ki, Mahmut kadar yakışıklı bir insan gelmemiştir bu dünyaya. Züleyhanın Yusufu örneği.Mahmudun yalnız beş dönümcük bir tarlası vardı. Bu tarla hiçbir zaman bir evi, iki kişi de olsalar geçindirmezdi. Evlendiklerinin ikinci ayında yoksulluğa dayanamayan Mahmut gurbete, çalışmaya çıkmış, Gülbahar'a da sen bu tarlayı ek biç, ben gelinceye kadar geçin, demişti.Gidiş o gidiş... Bir daha da ondan ne bir ses, ne bir soluk. İmi timi belirsiz olmuştu.Gülbahar bıkmamış usanmamış, dokuz yılın her gününü, her saatini, her anını onu beklemekle geçirmişti.Hele gökten turnalar geçtiği sıralar... Bu düz ovanın da göğünden durmadan katar katar olmuş, eğrim eğrim turnalar geçerdi. Gökyüzünde dalga dalga, halka halka, düz çizgi, üçgen turna sürüleri... Ak bulutların üstüne yapıştırılmış gibi. Kara kara noktalar.Gülbahar güzel kadındı. Onu bu köyden, öteki köyden çok delikanlı istemiş. Gülbahar, Mahmut demiş de başka bir şey dememişti.Dokuz yıldan beri de hiç bozulmamıştı. Sıkı memeleri dimdik, beli gene ipincecik, kalçaları dolgun ve şehvetliydi. Kalın kıpkırmızı dudakları, çakır ela gözleri onun olağanüstü arzulu bir kadın olduğunu bir bakışta belli ediyordu. Ama dokuz yıldır da onun eline bir erkek eli değmemişti. Bazı çok genç, yakışıklı bir delikanlıyı görünce bozulmuyor değildi. Ama ondan sonra da ke... Devamı

15 12 2005

Neşe CEHİZ/ Tren

İdeal kadınların kusursuz evreni       Ekran başına kilitlenip kaldığımız zamanlar; 'prime time' denen o baş döndürücü denklemin tüm bedenimizi ele geçirdiği, bir koltuğa serdiği, yanı başımıza da bir fincan sıcak çay yerleştirdiği anlar... Elimize tutuşturulan biletin üzerinde yazanların cazibesine kapılmamak mümkün mü? 'Gündelik sorunları unutun' diyor o bilette, 'Var olmayan her şey için dertlenmek, sevinmek, çözüm aramak istiyorsanız bu buluta binin. Ödeyeceğiniz bedel uzanıp bir düğmeyi kaparken sarf edeceğiniz enerjiyle eşdeğer.'Gerçi kara kutunun kilidi kırılalı çok oldu. Televizyon izlemek ya da izlememek ölümcül değil, bilinçli bir tercih meselesi. Ama bir tercihte bulunmak civcivli sabah programları ya da öğleden sonra kuşağının yüksek sesli hezeyan dalgaları arasında o denli zor olmuyor da, iş akşam saatlerinde yazının başındaki manzaranın yaratılması noktasına gelince... Her kanalda artarda yayınlanan onca televizyon dizisi... Piyasa mantığıyla gidersek seç, beğen, al. Maymun iştahlılığımızın boyutları rating ölçümlerine yansıyor zaten sonunda...Tehlike de o müptelalık anlarında başlıyor işte. Maymun iştahımızı doyuralım derken zihinlerimizi abur cuburla dolduruyoruz. Ve bilirsiniz, abur cubur kilo aldırır... Farkında olmadan... Hele televizyon dizilerinin evreninde kulaç atarken rastladığımız ailelerin içinde kimi bireyler var ki: Kadınlar... Evine, ailesine, çoluğuna çocuğuna sahip; 'namuslu', faziletli, erdemli, fedakar, sevecen, zeki, güzel, yetenekli, 10 parmağında 10 marifet, hassas, duygusal, güçlü yani ideal mi ideal kadınlar... Kimi zaman silkelenip kendinize geldiğiniz o kadim anlarda, sizi de basmıyor mu bu kadınlar? Karşılarındaki erkek karakterler hata üstüne hata yapıp, ardından gözyaşı dökerken 'Ne yapalım, erkek işte. Her erkek biraz çocuktur' yazan abur cubur ambalajını beynimize kazımak zorundalar mı? O kadınlar önlerine bambaşka bir hayat yaşama ... Devamı