18 12 2007

Bir Bahar Günü / Ezgi Umut

Bir Bahar Günü / Ezgi Umut     Canlanmaya başlayan ağaçların, mavi göğe doğru uzanan körpe sürgünleri, kış boyunca unuttuğum  kokuları taşıyordu dalga dalga. Keşke dağlarda kırlarda yaşasaydım. Belki de bir köyde. Şimdi köyler ne güzeldir kim bilir? İçim yaşam sevinciyle dolmuştu. Tıpkı bir çocuk gibi önümde uzanan kaldırımda sonsuza kadar koşmak zıplamak istiyordu canım. Denizden esen hafif rüzgar da bu dileğimi kamçılıyordu durmadan. Oya ağaçlarının  rüzgarda dans eden çingene pembesi katmerli çiçekleri bile “evet!” diyorlardı başlarını sallayarak. “Bir çocuk olup koşmalısın zıplamalısın!” Bu duygularla adımlarımı sıklaştırıp kendimi rüzgarın kılavuzluğuna bırakmış, pupa yelken ilerlerken, tam yolun kavisini alınca küçük bir grupla burun buruna geldim. Çarpışmamak için biraz çimlere doğru yürüdüm. Onlarla ilgilenmeye hiç niyetim yoktu aslında ama elinden tuttuğu genç kızı sürüklercesine çekerken  kadının yakaran bakışlarla   ağlayışı    yüreğime dokundu nedense. Zaten yavaşlamıştım. Onları birkaç adım geçince durdum. Ayağımı çimleri çevreleyen demirlere dayadım. Seslerini rahatlıkla duyabiliyordum. -Kurbanın olam bırak kızanımı. Adamlardan biri sertçe bağırdı. -Ağlayıp durma kadın. Ocağımıza  düşen bu leke temizlenecek. Genç bir erkek sesi titreyerek araya girdi. -Babam, Ben nasıl kardeşime kıyarım babam. Daha yaşlı olan yeniden gürledi -Memo sen bu işi yapaman değil mi? O zaman ben, ben yaparım. Kadın çığlıklar atıyordu. -Yapmayın kıymayın kınalı kuzuma dediğini seçer gibi oldum. Tüylerim diken diken olmuştu. Bağcıklardan birini  bağlamıştım. Diğer ayağımı demire dayayıp bağcığı bağlarken şans bu ya küçük grup da bana iyice yaklaşmıştı. Doğruldum. Yaşlı adamın elinde bir  tabanca çilli genç kızı iki örgüsünden yakalamış çekiştirerek çimlerin ötesindeki surlara doğru itelediğini gördüm. Hemen cep telefonumu çıkarıp yüz elli beşi aradım. -Sahilde tör... Devamı

18 12 2007

Elem Çiçekleri / Ezgi Umut

Elem Çiçekleri / Ezgi Umut   “Biliyor musun Selma Abla  şu yataklardan bir tane almak isterdim. Hiç terletmezmiş diye yazıyor etiketlerde.” Yatağı ters yüz ederken böyle diyordu  genç kadın. Kızgın ütüyü basarken görenlerin otuz yaşlarında sanacağı kestane saçlı, solgun yüzlü  kızın gözlerinin derinliklerinde çakmak çakmaktı o, on altılı  yaşların  kıvılcımları.   “Yatak içinde yatana göre değişir Güldünya. Sen rahatsan, mutluysan saman döşek  de en güzel yataktır, kuru yer bile. Mutsuzsan en kralından yataklarda yat canım,  yine de rahat edemezsin. Hem bizim kocakarılar bize yar etmez bunlardan  alsak da.”   Kendi  söylediklerini  onaylarcasına  başını sallayıp   önündeki yatağı ters yüz ederek buharlı ütüyle etiketlerini  yapıştıran   Selma Ablasına  baktı Güldünya. Başındaki yemeniden kurtulmuş gibi duran kuzguni saçlarının arasında  yer yer beyaz teller ışıldıyordu. Kaç yaşındadır acaba diye düşündü. On sekizinde evlenmiş olsa üç çocuğu mu  vardı? Eh yirmi beş bilemedin yirmi altı. Burnundan yanaklarını ayıran iki derin çizgi ve kaşlarının ortasındaki derin kırışıklık çektiği dertlerin  belirteci gibi göründü gözüne Güldünya’ nın. Kendisi de on sene sonra  böyle mi olacaktı, pis kokulu dehliz gibi bir  imalathanenin karanlığında mı tüketecekti onca yaşı, dökecekti onca teri... Hayır, hayır, burada en fazla birkaç ay çalışacak. Zaten sigortası da yok. Hemşehrisi Memed’ini o söz verdiği işe yerleştirdikten sonra çalışmayacaktı. Çocuklarını yetiştirecekti. Bir düzine güzel çocuk canlandı eteklerini çekiştiren. Tıpkı her akşam izledikleri o dizilerdeki gibi güzel bir evleri bile olacaktı. Tabi yatak odasında da terletmeyen yataklardan. Hayallere dalmak daha güzeldi gerçekleri yaşamaktansa. Hem belli mi olur günün birinde tıpkı o dizilerdeki gibi...   “Kaç paradır acaba bu yatakl... Devamı

14 12 2007

Yazar Ali Balkız’ın kaleminden çıkan ‘Yüzüstü Düşler

13/12/2007 Ali Balkız’dan sıcacık öyküler Şiar Can ŞenerYazar Ali Balkız’ın kaleminden çıkan ‘Yüzüstü Düşler’ ve ‘Giz Üstü Mektup’ adlı kitaplar, okuyucuları sıcacık halk kahramanlarıyla buluşturuyor Yazar, öykücü Ali Balkız’ın son öyküleri, iki kitapta toplandı. “Yüzüstü Düşler” ve “Giz Üstü Mektup” adını taşıyan kitaplarda, Ankara sokakları, mahalleleri, Anadolu köyleri, içinde yaşayan insanlarıyla birlikte betimleniyor. Balkız, kahramanlarının düşüncelerini, isteklerini, hayallerini işlemiş öykülerinde. Pehlivan olmaya karar veren, bir türlü güçlenemediği için pehlivanlıktan vazgeçen çocuk, fırıncı babasına ekmek dağıtarak ve fırının hesabını yaparak yardım eden fırıncının oğlu, yeni bir ayakkabıya kavuşan adamın sevincini dile getirişi, iki aşığı takip eden hayalci ve daha birçok tip üzerinden halk yaşamından kesitler sunmuş Ali Balkız. Ordu’da, ticaret liselerinde meslek dersi de vermiş olan Balkız, 1986’da öykü yazmaya başladı. Dokuz öykü, iki de inceleme kitabı bulunan yazar, öykülerinde sıklıkla toplum yaşamına eğildi. Toplumcu öykücülüğün “modası geçti”, denerek bir kenara itildiği yıllarda öykü yazmaya başlayan Balkız, son öykülerinde de halk yaşamını mercek altına almaya devam ediyor. Demirtaş Ceyhun’un deyimiyle, “Orhan Kemal sıcaklığı” ile yapıyor bunu. Üç arkadaşın paylaşımları “Yüzüstü Düşler”de okur, önce üç arkadaş, üç bacıyla karşılaşıyor. Üçü de evlere temizliğe giden, aynı mahalleli kadınlar, sık sık kahve içmek için buluşurlar. Yaldızlı Yeliz, Kırktarak Nurgül ve Yaylı Yatak Meryem’in yaşamlarında keyif alarak yaptıkları belki de tek iş budur. Balkız, kadınların yaşamlarına, hayallerine, isteklerine ayna tutuyor öyküsünde. Diğer öykülerde de karşımıza birbirini seven iki genç çıkıyor, amcası ve babasının ortak olduğu fırında çalışan çocuk, bakıma muhtaç ihtiyarla kızı ve daha niceleri beliriyor. Tüm yaş gruplarından insan... Devamı

13 12 2007

Pislik tehlikelidir!

Pislik tehlikelidir! 'Pis Hikaye', kırsal dünyadaki ahlâk anlayışının, cemaatin hâkimiyet ilişkilerinin namus yasası doğrultusunda işlediğini göstermesi açısından değerli ve yetkin bir eser 04/05/2007 (408 defa okundu) HANDE ÖĞÜT (E-mektup | Arşivi) Temizliğin pislikle savaşı hakkında şöyle der Mary Douglas: "Mutlak kir diye bir şey yoktur; sadece gözlemleyenin gözündedir pislik. Kir, düzene karşı bir saldırıdır. Kiri öldürmek negatif bir hareket değil, çevreyi düzenleme yönündeki pozitif bir çabadır." Yaşar Kemal de, 1946'da yazdığı ilk hikâyesi Pis Hikaye'de, kapitalizm ile feodal düzen eşiğindeki bir köyde, toplumsal ve bireysel pisliğin yok edilme çabasının, düzeni sürdürme yönündeki bir harekât olduğunu tema edinir. Çukurova'nın bir köyündeki 'namus davası' çerçevesinde toplumsal, sosyal, psikolojik ve politik bağlamlardaki bireysel durumları irdeleyen hikâye, kendi pisliğini içinde taşıyan her arılık modelinin, tam da temizleme işlemi sırasında bozulacağını ve rutinin kendisinin yok edilmesi gereken kire dönüşeceğine dair mükemmel bir örnek. Kapitalizm öncesi dönemin belirli bir bölgede yaşayan Türk köylüsünü belli başlı nitelikleriyle betimleyen, köyün sert ve trajik gerçekliğini gösteren Yaşar Kemal, asla idealize etmediği köylüyü, göçebe ve feodal Toros insanını, bu ilk ama önemli hikâyesinde, toplumsal ve cinsel gerçekliği içinde acımasızca realize eder. Leit-motif, namus kavramı ve onun toplumsal algıya yansıyışıdır. Dağ köylerinden kadın getirip satan Cabbar Gülenoğlu, elindeki tevatür avratı köylünün de yüreklendirmesiyle Fas Osman'a satar. Üstelik Osman'a bu hediyeyi satın alan ablası Hürüce Kadın'dır. Kadının metalaşmasını, gövdelerinin herkesin hak yürütüp hakimiyet kurduğu 'alan'lara dönüşmesini sorunsal edinen öyküde, kadın, üzerinden para kazınılıp, cinsel dürtünün tatmin edildiği bir 'mal'dır: "Yeter ki avrat gibi malın olsun elinde. Kim olsa kapışır. Yüz lira ne ki yani,... Devamı

12 12 2007

Zeynep Aliye İle Söyleşi

Zeynep Aliye İle Söyleşi'Yaşamak Masal Değil'den 'Diş İzleri'ne...Leyla Şahin  Yazıyla olan ilişkini, öykülerini yakından bilen biriyim. İlk kitabın Yaşamak Masal Değil, ikinci kitabın Aliye'nin Öyküleri, üçüncü kitabın Dolunay Vardı, Orhan Kemal Öykü Birincilik ödülüne ve Haldun Taner Öykü Ödülü'ne değer görülen Diş İzleri son olarak da 1998 Sabahattin Ali Öykü Ödülü'nü kazandığın Öykü dosyası: Raylardaki merdivenler. Raylardaki Merdivenler'in dışında dört öykü kitabınıda okudum. Ve bütün öykülerinden yola çıkarak şunu söyleyebilirim: Yazarla okuyucu arasındaki mesafeyi kısa tutan ve öykünün kendi iç yapısında derinleşen bir tavrın var. İlk kitabından bu yana konuların, konulara yaklaşımın, kurgun değişmekle birlikte bu tavrın değişmedi. Ben insanı yazıyorum. Nesneleri, doğayı yazarken de bir yerde insanı yazıyorum. İnsanın tüm evrenle ilişkilerini... Evrenin insanla ilişkisini... Ama okurla aramdaki mesafeyi kısa tutmak için özel bir çaba harcamadım. Öykümün derinleştikçe okyanuslar gibi yeni dünyalar sunmasını istiyorum. Bunu da insanın içine projektörümü doğrultmakla sağlayabileceğimi sanıyorum. Bir yolculuk daha doğrusu. Okurun kendi içine yolculuğu.. En gizli dehlizlerini, saplantılarını, sapkınlıklarını pişmanlıklarını görebilir okur o yolculukta. Bu yüzden de sonuçta, okurla yalnızca yakınlaşmam değil bütünleşmem söz konusu olabilir. Ama bunu istemiyorum. İnsan biter o zaman... Hem kaç insan zaaflarını, yetersizliklerini, kendine bile açıklamaktan kaçındığı zayıflıklarını yüzüne tutulan bir aynada görmek ister? İnsanlar sonuçta kendilerini severler ve güzel bir geleceği hak ettiklerine inanırlar. Gelecek gelecek ve her şey bir düşe dönüşecek, diye emin bir şekilde beklerler... Onları ayakta tutan güç bu. Oysa öncelikle her insanın kendisiyle hesaplaşmasını tamamlaması gerek umutla beklediği gelecek için. Bu yüzden, edebiyatın-edebiyatçının görevi üretimini gerçekleştirdiği dilin olanaklarını geliştirmek, onu güçlendirme... Devamı

05 12 2007

TANYERİ AĞARINCA / Fikri UZUN

Ağaçların gölgesine oturup, uzun-uzun konuştular.O gün, Kastamonu’ya gitmeyecek, Gölköy Öğretmen Okulu çevresinde sabahlayacaklardı. Yarın sınav vardı. Uykusuz sınava girmenin başarıyı olumsuz yönde etkileyeceğini hiç düşünmediler.Kitapları ellerinde, ağacın gölgesinden kalkıp yürürken; havaya baktılar; yağmur yağma belirtisi yoktu.Gölköy Öğretmen Okulu ile Teknik Ziraat Okulu arasında bir iki “tur attılar.” Bilgi alış verişi yaptı, girecekleri sınavın ders konuları ile ilgili konuştular.Teknik Ziraat Okulu önünden geri döndüklerinde, güneş battı. Ozan, güneşin battığı yöne baktı. Gökyüzünde parlak, sarı bir ışık gördü. Uçak sandı. Hava karardıkça, ışık ilerlemedikçe yıldız olduğunu anladı.Gökyüzündeki bildik yıldızlar daha görünmüyordu.Çocukluğunda davar güderken Güllü Kız’ın sık-sık söylediği: “Yıldız akşamdan doğarsın/ Dağlara boyun eğersin/ Sen de ben gibi yar mı seversin? / Doğmayaydın sarı yıldız mavi yıldız” türküsünü anımsadı.Bu ışık, ders kitaplarında da okuduğu “Çoban Yıldızı” olmalıydı.Hava karardı; yamaçlardaki çalılar insan, tepelerdeki ağaçlar dev oldu. Hep uzaklara bakıyor, yakınlarındaki ağaçları gözleri görmüyordu.Daha güvenli olduğuna inandıkları, eğitim binalarına yakın, elma ağaçları arasında, otları yarı kurumuş bahçeye oturdu, halka oluşturdular. Oturur oturmaz, oralarına buralarına pıtrak battı. Kendi olanaklarıyla, pıtrakları etkisizleştirdiler.Konaklayacakları elma bahçesinin, geceyi geçirmeye uygun olduğu üzerinde konuştular. Ses ayarlarını kısıp, bir süre yarın girecekleri sınavla ilgili birbirlerine soru sordu, ardından sessizliğe büründüler. Ya bedenlerini ağaçlar arasındaki tümseklere, ya da tümsekleri bedenlerine uydurup, ayakları halkanın içinde, başları dışında uzandılar.Bedenlerinin değişik yerlerine tutunan (yapışan) pıtraklar, tenlerine erişemese de, rahatsız ediyordu. Böcek ya da akrep soktuğunu sananlar oldu. Pıtrakları, yapıştığı yerden kopartıp attılar.Yattıkları yerde, o yana bu... Devamı

24 11 2007

Öğrencileri, 59 yıl önce öldürülen gazeteci, yazar Sabahattin Al

Evrensel'den, 22/11/2007 Sabahattin Ali hep genç kalacak Öğrencileri, 59 yıl önce öldürülen gazeteci, yazar Sabahattin Ali’yi bir panelle andıKısa sayılabilecek hayatına kıskanılacak kadar çok şey sığdıran yazar, öykücü, şair ve gazeteci Sabahattin Ali, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) 20 Kasım Salı akşamı, Burhan Felek Konferans Salonu’nda düzenlediği panelle anıldı. Panele onunla yaşamının çeşitli dönemlerinde paylaşımda bulunmuş öğrencisi Kemal Bekir, Hıfzı Topuz ve kızı Prof. Filiz Ali konuşmacı olarak katıldı. Panel öncesinde Sabahattin Ali’nin bir portresini yapan Faruk Geç’e Cemiyet Başkanı Orhan Erinç tarafından bir teşekkür plaketi verildi. Panelin açış konuşmasını yapan Hikmet Altınkaynak; “Onun bıraktığı edebiyattaki izi birlikte anmaya çalışacağız” diyerek başladığı konuşmasında Sabahattin Ali’nin yaşam kronolojisini ülkenin ve dünyanın fırtınalı geçen savaş, yoksulluk ve Cumhuriyetin kuruluş ve sonrası baskı yıllarıyla aktardı. Filiz Ali; babasının daha sonra okuyabildiği mektuplarında politik ve yazın hayatında ne kadar çok sıkıntı yaşadığını gördüğünü fakat kendi gündelik hayatlarına hiç de o sorunları yansıtmadığını; neşeli, güldüren, kendisiyle oyunlar oynayan ve derslerine yardım eden, kitap okuyan, hapisteyken bile ziyaretlerde üzgün görmediği bir baba olduğunu söyledi. “Öldüğü haberine inanmadım. Şakacı muzip biri, bir yerden çıkacak gibi hissettim. Hâlâ da öldüğüne inanmıyorum, o bir yerlerde var” diyen Filiz Ali’ye izleyicilerden “evet var” desteği ve alkışlar yükseldi. Ali, mektupları önümüzdeki günlerde kitaplaştıracaklarını da açıkladı. Hıfzı Topuz ise konuşmasına, Sabahattin Ali’den hâlâ “Bulgaristan sınırında öldürüldü” diye söz edilmesine tepki göstererek başladı. Onun Ali Ertekin üzerinden Emniyetçe takip altına alındığını; sınıra 40 kilometre uzakta yakalanıp ‘bir yerlerde’, belki Kırklareli, belki İstanb... Devamı

15 10 2007

Doğu'nun dili

Doğu'nun dili 12/10/2007 (136 defa okundu) SEMİH GÜMÜŞ (Arşivi) Ötekiyle paylaşılmak istenen, ama paylaşılamayacağı anlaşıldığında sözün ötesine geçmek zorunda kalınan bir dünya içinde yaşamaktır Doğu. Doğu'nun dilinden Doğulu anlar. Bizimki gerçeğin ötesine geçmekle eşdeğerdedir. Doğu'da yabancının çektiği dilsizlik insanın insana istemeden kestiği ceza gibidir. Yabancının yaklaşmak için gösterdiği bütün çaba karşısındakinin uzaklaşmasını önleyemez. İki ayrı kimlikten söz edilebilir Doğu'da, ama dağlarında kimlik ayrılıklarından söz etmek de yersiz düşebilir. Ferit Edgü, bana kalırsa Doğu'nun dilini çözenler arasında yaratıcı yazının olanaklarını en iyi kullanan yazardır, ama o olanaklara hiç gönül indirmemiş gibi duran yalınlığıyla da benzersizdir. Kimse (1976) ve O'dan (1977; Hakkâri'de Bir Mevsim) yaklaşık yirmi yıl sonra Doğu Öyküleri (1996), ondan on yıl sonra da Yaralı Zaman (2007): Bu dört kitabı art arda okumak, insana hem katı bir gerçekle karşı karşıya kaldığı duygusunu verir, hem de bu duygunun gerçekliğini düşsel bir uzam içinde çoğaltmaya zorlar. Ferit Edgü, dillerinden anlamadığı insanların dilini konuşmanın yolları olduğunu gösterir. Yaralı Zaman'da Doğu'daki ile yabancı olan arasında ayrım görülmez. Yabancı, nasıl dilini bilmediği insanlar arasına karışıyorsa, onların da kendi dilini bilmediğini bilir ve hemen anlaşılır ki, karşılıklı dilsizlik anadillerle sınırlı değildir yalnızca, davranış dili de vardır insanları birbirinden ayıran, düşünce dili de. Yaralı Zaman'ın kahramanı erkek, yıllar sonra yeniden Doğu'ya dönmüştür. Bir zamanlar gerçeği görme umuduyla gittiği Doğu'nun bir yanılsama olarak peşini bırakmadığını bilmektedir. Doğu, bütün gerçekliğiyle yaşandığında bile bir düştür Ferit Edgü'nün anlatılarında, bir Doğu düşü yaratmaya çalıştığınızdaysa gerçek. Dağlardan öte yol yoktur orada. Yıllar sonra savaşın külleriyle örtülmüş dağlarda dolaşır iki kişi. Doğu'nun dağlarına dönen ... Devamı

05 10 2007

FÜRUZAN TOPRAK’TAN “GİDENLERE SELAM OLSUN” / K

FÜRUZAN TOPRAK’TAN “GİDENLERE SELAM OLSUN”                                                                                                                      KADİR İNCESU   Füruzan Toprak, emekli bir felsefe ve edebiyat  öğretmeni... Ömer Faruk Toprak ile evlendikten sonra adım atmış yazın yaşamına... Boğaç Han (Oyun, 1973), Ömer Faruk Toprak – Tüm Şiirleri (İnceleme, 1983), Dövme (Öyküler, 1986), Balonlar (Öyküler, 1989), Haykırmak (Öyküler 1991), Ömer Faruk Toprak’ın Düzyazıları (İnceleme, 1994), Ömer Faruk Toprak’ın Kaleminden Portreler (İnceleme, 1994), Hovarda (Öyküler, 1999), Mektuplar (2002)den sonra yayımlanan yeni kitabının adı ise “Selam Olsun Gidenlere”. Füruzan Toprak bu kitabında Hasan İzzetin Dinamo’dan Ömer Faruk Toprak’a, Hüseyin Rahmi Gürpınar’dan Aziz Nesin’e, Rıfat Ilgaz’dan Hasan Hüseyin Korkmazgil’e, Attila İlhan’a dek edebiyat dünyamızın önemli isimleriyle ilgili anılarını anlatıyor. “Gidenlere Selam Olsun” için Güngör Gençay önsözde şunları söylüyor: “Böyle bir çalışma, bizim gibi, özellikle ölümlerinden sonra sahip olduğu değerleri çok çabuk unutan toplumlar için büyük önem taşıyor. Çünkü, bu tür çalışmalar, kaynak kitap olma özelliklerinden ötürü, anahtar işlevi görüyor.” Füruzan Toprak ile, yeni kitabının imza günü için geldiği Tüyap kitap fua... Devamı

15 09 2007

Elveda Cunda / Ayşe Kilimci

Elveda Cunda Kitap-lık; <Sayı: 108 Eylül 2007> Ayşe Kilimci ‘Yalnızsın, dönüp de kimse bakmıyor sana işte, oh olsun’ dedi bana, Pakize.Pakize, komşu bende, dipkapı komşu diyor siz. Hem kapı bir komşu, hem kötü.Garaj kapımdan çıkınca, hop onun bahçesi içinde ben. Ama, neden? Kaptı belediyenin yolunu Pakize, evet, yolu çaldı. Neyden için? O yerli imiş, ben kseyni, diyor bana yabancı. Yolu çevirdi çitlen, dizdi saksıların, attı hasır koltuklar, koydu belinde eli, ‘hadi görelim seni frau Haşka’ dedi, ‘el mi yaman bey mi yaman?’ Ne demek el mi yaman bey mi yaman? Ayıp bir şeydir? Bu Pakize ne biçim kişidir, kadındır, yoksam zalimdir, bu neydir, ne biçim şeydir?Beni herkes bırakmış, kocası bile. Değil öyle Pakize, biliyorsun, anlatmıştım, ama, yok anlamayı istemek sen, düşünemiyorsun, sana yazıktır. Benim koca memlekette, istemez burası. Niyeyse o sevmedi burada, ben bura sevdalısı.Almanya’da konsoloslukta çalıştı ben, tanıdı siz, sevdi ülkeniz. Çalışmaktan çocuk yapmadı ben ama var Pakize’de beş çocuk. Ordaki Türkler başkaydı, gene de sevdi ben onları bile bile. Sonra geldi, gördü burada bunlar başka Türk yok ayakta plastik terlik, üstünde hırka, üç etek, yok başı sargılı, dişi altın. Sizin burada herkes düzgün, milenyum insanı. Nerdeyse seni de sandı ben çağdaş, ama, başka çıktın, cılk çıktın sen Pakize, kendini ettin madara beni de ettin madara.Yalnızlığa alışacakmıştı ben. Ben, frau Haşka. İçimde tuhaf bir duygu. Yerliler için ney ben? Ben neyim onlardan için? Pakize de mülteci ben de, o zaman kimden kime, neden bu zulüm?Pakize dedi ki, ‘yalnızlığın şifası yoktur madam’ dedi. Bazen de gavur karısı der. Ona göre bütün kseyniler madam. Keşke sen de madam olabilsen Pakize.Doğru düşünebilsen, hayallerin olsa, kitap okusan, dışarılara çıkıp dünyayı görsen. Kadın olsan, kavgayı bıraksan, şu güzelim Cunda’nın farkına varsan.Ben taa nerelerden fark edip geldim, gördün? Ama görmek ist... Devamı

22 08 2007

4.Kuşadası Öykü ve Şiir Günleri

4.Kuşadası Öykü ve Şiir Günleri Programı (05–07 Eylül 2007) İlçe Halk Kütüphanesi Barbaros Hayrettin Paşa Cad. Bozkurt Sok.5 Kuşadası (0256) 614 1197  1.GÜN   05 EYLÜL 2007 ÇARŞAMBA                                             10.00–10.15 : AÇILIŞ     Sunan: Celal İNAL     Konuşmalar A.Ali BARIŞ,       Kuşadası Kaymakamı          Fuat AKDOĞAN, Kuşadası Belediye Başkanı 10.15–10.25 : Etkinlik tanıtımı ve Yansı Gösterimi “KUŞADASI”     Yapım: Selim ESEN 10.25–11.50 : (1.Oturum) CUMHURİYET SONRASI TÜRK ŞİİR’İNDE KIRILMA DÖNEMLERİ     Selim ESEN, Sina AKYOL, M. Sadık KIRIMLI, A.Zeki MUSLU, Halim YAZICI 11.50–12.30 : TARTIŞMA, dinleyici katılımı 12.30–13.30 : YEMEK ARASI 13.30–13.40 :  Yansı gösterimi “NAZIM’A AĞIT”     Seslendiren: Suat ÖZÖNDER, Yapım: Dr. Halit UMAR 13.40–15.00 : ONUR KONUKLARIMIZ     Kemal BEKİR, Arif DAMAR, Fikret OTYAM, Vecihi TİMUROĞLU 15.00–15.15 : ARA 15.15–16.15 : Öykücüler ve öyküler (1)     Zafer DORUK, Vicdan EFE, Sultan Su ESEN, Belma ÖZGÜN, M.Uluğtekin YILMAZ 16.15–16.30 :  ARA 16.30–17.30 : Öykücüler ve öyküler (2)     Gülseren ENGİN, Özgen ERGİN, Dinçer SEZGİN, Murat TUNCEL 17.30–17.40 : Görsel Öykü “Maviye Özlemle Uçmak/Odalara Böl Beni”     Yazan: Dr. Halit UMAR, Seslendiren: Akın ÖNEN       17.40–19.00 : “BİR ÖYKÜ YAPALIM” Çocuk Yazını Atölyesi   ... Devamı

22 08 2007

KUŞADASI ÖYKÜ VE ŞİİR GÜNLERİ 4.YILINDA

BASIN AÇIKLAMASI                KUŞADASI ÖYKÜ VE ŞİİR GÜNLERİ                  4.YILINDA             Kuşadası Belediyesi’nce düzenlenen Öykü ve Şiir Günleri’nin dördüncüsü, bu yıl 05–07 Eylül 2007 tarihlerinde gerçekleştiriliyor. Etkinlik, Kuşadası’nda İlçe Halk Kütüphanesi’nde (Barbaros Hayrettin Paşa cad. Bozkurt sok.5) yapılacak. Aydın ili ve çevresi sivil toplum kuruluşlarınca da desteklenen bu etkinliğin başlıca amacı; Türk öykü ve şiirlerini, edebiyatçı ve kültür ustalarını ülke çapında çevreye tanıtmaya,  bu tür etkinliklere öykü yazarlığı ve şairlik bağlamında özellik kazandırmaya, Türk edebiyatının yerel adlarına sahip çıkmaya çaba göstermek, dünyada barışa katkıda bulunmak. Bu yıl onur konukları: Kemal BEKİR, Arif DAMAR, Firkat OTYAM ve Vecihi TİMUROĞLU. Celal İNAL’ın sunuculuğunu üstlendiği etkinliğe katılacak edebiyatçı ve bilim adamları ise şöyle: Yrd. Doç.Dr. Tülay AKKOYUN, Sina AKYOL, Recai ATALAY, Mehmet ATİLLA, Talat AVCI, Zafer DORUK, Vicdan EFE, Gülseren ENGİN, Özgen ERGİN, Doç. Dr. Hasan ERKEK, Sultan Su ESEN, Kemal GÜNDÜZALP, Mehmet Arslan GÜVEN, Nur İÇÖZÜ, Yrd. Doç. Dr. Şükran KARA, A.Neyzar KARAHAN, M.Sadık KIRIMLI, Prof. Dr. O. Bilge KULA, Ayla KUTLU, Haldun H. MARLALI, A. Zeki MUSLU, Prof. Dr. Özdemir NUTKU, Akın ÖNEN, Belma ÖZGÜN, Asım ÖZTÜRK, Mucize ÖZÜNAL, Dr.Hidayet SAYIN, Dinçer SEZGİN, Osman ŞAHİN, Tahsin ŞİMŞEK, Erhan TIĞLI, Bülent TOP, Murat TUNCEL, Oğuz TÜMBAŞ, Dr. Halit UMAR, Çiğdem ÜLKER, Zehra ÜNÜVAR, Mustafa VELİ, Ercan YAREN, Halim YAZICI, Hayri K.YETİK, M.Uluğtekin YILMAZ, Nilay YILMAZ ve Muzaffer İZGÜ. İlk gün, “Cumhuriyet Sonrası Türk Şiiri’nde Kırılma Dönemleri” tartışılacak, onur konuklarıyla bir söyleşi gerçekleştirilecek, öykücüler öykülerini seslendir... Devamı

13 08 2007

MAVİ KUŞ / ÖYKÜ / ORHAN HANÇERLİOĞLU

MAVİ KUŞ Belçikalı yazar Maurice Maeterlinck'le birlikte,mavi kuşu arayacağız.Mutluluğu bulmalıyız elbet. Köpeğimiz, kedimiz,ışığımız, ateşimiz,suyumuz, sütümüz,ekmeğimiz, şekerimiz ve saatlerimiz küçük kervanımıza katılacaklar.Işığımız bize yol gösterecek köpeğimiz yanımızdan ayrılmayarak bizi koruyacak. Başımıza sihirli elması iğnelediğimiz yeşil şapkamızı giyeceğiz.birde boş kafesimiz var.Mavi kuşu bulunca, yaşadığımız sürece elimizden kaçmasın diye, onun içine koyacağız. Mavi Kuş güzeldir, alımlıdır,sırlarla dolu evrenimizde acılarımızı karşılayacaktır.Sihirli elması çevirince kocamış cadı Berilün'ün güzeller güzeli bir peri olduğunu göreceğiz.Kulübemizin duvarlarındaki çakıl taşları aydınlanacak. Eskimiş eşyalarımız gök yakutlar gibi parlayacak.             Artık tahta masamız som mermerdir, karanlığımız aydınlanmıştır, saatlerimiz bizimdir.Anılar ülkesindeyiz.Sevgili ölülerimiz bizi beklemektedir.Mademki ölmüşlerdir, onları nasıl görebiliriz,diye kuşkulanmamalıyız, mademki anılarımızda yaşıyorlar nasıl ölmüş olabilirler.Onları düşündüğümüz her an mutlu uykularından uyanmaktadırlar.yaşamak bitince uyumak pek iyidir,arada sırada uyanmaksa ondan daha iyidir. Anılar ülkesinde büyümek yoktur, değişmek yoktur.ölmek yoktur.İşte erik ağacımız... Bir zamanlar onun üstüne tırmanmayı ne kadar severdik.İşte kara tavuğumuz... Gene eskisi ötüyor.Çevremizi kuşatan bu sis nedir, diye sormayız,anılar ülkesinde düşüncenin sevinci tükenmektedir.             Gönen (refah) bahçesinde rastlayacağız mutluluklara.... Mutluluklar iki grupta toplanmışlar.Büyük mutluluklar, küçük mutluluklar.             Büyük mutluluklar birer birer gelip elimizi sıkacaklar.Zenginlik mutluluğu,elde etmek mutluluğu ,yerine getirilmiş boş hevesler mutluluğu, susamadan içmek mutluluğu,acıkmadan yemek mutluluğu,gereğimden çok uyu... Devamı

11 07 2007

ELVEDA ALYOŞA / OYA BAYDAR

ELVEDA ALYOŞA İlkyaz sabahlarında uçuk, buğulu, baygın iğde kokularıydı. Gün ne kadarsıcak geçecek olsa, şafak vakitlerinin ürpertici, güzel serinliğiydi. Birdenboşanan sağanaklar ve caddelerin iki yanındaki akasyalara tünemiş binlerceserçenin, insanı sersem eden cıvıltılarıydı. Bitmiş bir aşkın can çekişmesi;geceyarısı telgraflarının izinde, postane kapılarında uzun, ezik bekleyişler;bir ayrılıp bir kavuşmalardı. Fıstıki yeşil, patlıcan moru entarilerim;gündüz insan, gece kurt yaşamım; yalnız evimin duvarlarına renklitebeşirlerle yazdığım aşk dizeleri, yarım kalmış bir tutkuyu sökmek içinyaşanan kaçamak çılgınlıklardı. Meze tabaklarına düşen erik baharları; Buzbağşarabının kadehimizdeki koyu vişne rengi; aylı gecelerde, olmayan bir deniziözlemle aramaya çıktığımız Çankaya tepeleri; birden aklımıza esip kendimiziattığımız, ertesi sabah İstanbul'da, İzmir'de, Bursa'da, Bodrum'da uyandığımızAnadolu otobüsleriydi. Karpuz yüklü kamyonların arkasında Tuz Gölünü geçipPeri Bacalarına vardığımız; ilk Hıristiyanların gizli tapınaklarının sükûnetinde,dörtnala sonsuz bir koşu olan hayatımızın tatlı yorgunluğuna çare aradığımız;ufak tefek taşlı yokuşlardan nefes nefese kaleye tırmanıp, alev alev yananavuçlarımızı ve alnımızı binlerce yıllık tanrıçaların, Hitit heykellerinin,donuk mermerlerin serinliğine yasladığımızdı. Forumlar, yürüyüşler, mitingler, işgallerdi. Kongreler, toplantılar;tutkulu, ateşli tartışmalar; hırslı, keskin karşıtlıklardı. Yurtlarda,kampuslarda öğrencilerle birlikte nöbet tutup sabahladığımız; tüm saatlerin,tüm hayatların bilinmeyen bir devrime ayarlı olduğu, "Ho, Ho Ho Şi Mihn,daha fazla Vietnamlı", "Son sözümüz söylenmedi, kavga yeni başlayacaktı,çılgın umutlarla dolu masal günlerimizdi. Yazı yazarak, yazı tartışaraksabahladığımız; dünyayı, yaşamı, savaşı, devrimi, sosyalizmi, insanı,kendimizi belki bir daha hiçbir zaman yapmadığımız kadar ciddiye aldığımızinançlı, coşkulu, özverili, umutlu 25 yaşımız, 30 yaşımızdı. Külüstür mavi kaplu... Devamı

08 07 2007

Yatık Emine 1 / Refik Halit Karay

Akşam üzeri, geç vakit, jandarma mülâzımı (teğmen) kalemden çıkarken çavuş odaya girdi: selâm verip bir kâğıt uzattı: Merkezi vilâyette mütevali vak'alar hudusuna sebebiyet veren uygunsuz takımından Yatık Emine, kaza dahilinde ikâmet ettirilmek ve âhar bir mahalle azimetine muhalefet olunmak üzere edildiğinden icrayı icabı emrediyordu. Kaymakam bu tezkerenin arkasına lâal mürekkebe batmış kamış kalemle yazdığı havalede Kasaba­nın ahlâk-ı umumiyesini ifsada meydan verilme­mek için lâzım gelen tedabirin jandarma bölük kumandanlığınca ittihazı» demişti. Mülazım daha yeni mektepten çıkmış, pembe, sarışın, tüy gibi ince, güzel endamlı bir delikanlıydı. Mektepte adı Dal Sabri idi. Bunu okuyunca garip bir utangaçlıkla hafifçe kızardı; daha bu cinsten bir işe ilk rastlıyordu. Fakat çavuşa acemiliğinden renk vermemek ve çapkın görünmemek için kaşlarını biraz çatarak çok ciddî yapmak istediği bir sesle: - Getirin onu buraya! Dedi. Ne yapacağını kendisi de pek iyi bilmiyordu. Önce şu kadını bir görecekti; sonra, sonra da belki korkutacak, ona bazı emirler verecekti. Dirseklerini masasına dayadı, önüne kâğıdı çekti ve bekledi. Burası Ankara'ya iki gün öte, ana yollardan aykırı küçük bir kasabaydı. İki gün bitmez tükenmez yokuşlar çıkılarak bin zahmetle takatı tüken miş ve eıilmiş bir halde gelindiği halde orada oturulacak bir kahve, yatacak bir han bulunmaz; şuçıplak kuru memlekete varmak için neden bu kadar yollar aşıp zahmetler çekildiğini insan bir türlü anlamazdı. Soğuk, barınılmaz bir kışı; susuz,: dayanılmaz bir yazı vardı. Civara nisbetle o kadar yolsuz ve yüksekti ki, sanki buraya insanlar yokuşları tırmana tırmana değil, gökten serpilerek gelmişler ve inmeğe iz bulanıayarak öyle, dünyadan alâkasız bir küme halinde kalmışlardı. Haymana ovasının ortasında, en yüksek bir yerde gözcü gibi bekleyen kasaba, kerpiç evleri ve ağaçsız sokaklarıyle ne kadar zevksiz, kasvetliydi. Bütün ömürlerini netice vermiyen davalar arkasında büyük ümitlerle ... Devamı

08 07 2007

Yatık Emine 2 / Refik Halit Karay

- Hani, dedi;     Ankara'dan gelme bir kadın vardı; jandarma dairesi ona bir ev bulmuş, artık hastanede kalması caiz değil, elin aşiftesini biz mi besliyeceğiz; onu gönderin de yerine namus ehli bir başkasını kullanın! Emine'ye bu kararı bildirdikleri zaman gene, âdeti üzere, hiç itiraz etmedi. Fakat yüreği sızlamıştı. Ömründe bu kadar, hiç bir yerde rahat görmemişti, vücudu yerlerde sürüklenmeden, hırpalanmadan Allah rızkını veriyordu. İçinden: «Ah o jandarma, diyordu, beni hastane memurundan kıskandı da buradan attırıyor! » Ona buldukları ev kasabanın ucunda, göçmenlere ayrılmış ücra mahallenin en izbe bir köşesindeydi. Bomboştu, ne minder, ne şilte, ne perde... İçeri girdi; komşunun kuyusundan taşma bir su ayağından kuvvet alan bodur kabaklar dizili bir bahçesi ve iki yer odası vardı. Ne yiyip ne yakacak, nasıl geçinecekti? Kenarda hasır eskileri kalmıştı, onları bahçeye bakan pencereden önüne çekti, üstüne kıvrıldı, düşündü. Ah hastane! Ne rahat, amma ne rahattı... Şimdi, bu saatte, çorba ve ekmek dağıtılırdı. Gürcü gardiyan Server duvardan. - Emine, kâseleri yakala da gel! 22MEMLEKET HiKAYELERİ YATIK EMİNE          23 Diye seslenir, sonra onun tabağına bir kepçe fazla dökerek: -Ye de biraz et, can tut, yüreğim gibi kavrulup gidiyorsun be kız... Diye takılırdı. Şimdi, güneş kaybolduğundan bu çukur odaya karanlık, batan bir geminin ambarına su nasıl dolarsa, öyle her taraftan taşkın bir halde giriyor; koyulaşıp ağırlaşıyordu. Emine, rahatın tadını aldıktan sonra ilk defa şu değişiklikten, şu yoksulluktan eza duymuştu! Sabri'yi hatırlayarak: -Ah gidinin köpeği! Dedi; fakat tesirinden de kendisini kurtaramıyarak: «Amanın ne körpe çocuk...» diye söyleniyor, düşünüyordu. -IV- Hükûmet konağının yan sokaklarında bir sıra ufak dükkân vardı, arzuhalci ve avukat dükkânları... Küçük bir çekmecenin önüne geçip bol sigara ve çay içerek sohbet eden bu dükkâncılara arasıra köylüle... Devamı

29 06 2007

Kelimelerin Gücü Öyküde Saklıdır: Haldun Taner Öykü Ödülü

Kelimelerin gücü öyküde saklıdır...Haldun Taner Öykü ÖdülüMilliyet, sanata ve kültüre verdiği önemin gereği olarak, bu alandaki ürünleri ödüllendiriyor, yeni değerlerin ortaya çıkmasına öncülük ediyor. Tiyatro yazınının ve öykücülüğün ustalarından Haldun Taner'in anısına Haldun Taner Öykü Ödülü'nün bu yıl 19'uncusu veriliyor.Yarışmaya başvuru koşulları Ödüle aday olacaklar, kısa öykülerden oluşan yayınlanmış bir kitapla ya da yayınlanabilecek bütünlükte bir öykü dosyası ile başvurabilirler. Aday kitabın 1 Temmuz 2006'dan sonra yayınlanmış olması gerekir. Bireysel başvuru yapılabileceği gibi, kamu kuruluşları, üniversiteler, eğitim kurumları, meslek kuruluşları, sivil toplum örgütleri de aday gösterebilir. Doğrudan başvurmayan adayların önerilmelerine kendi imzalarıyla onayları eklenmelidir. Dosya olarak ödül kazanan yapıtın yayın hakkı, ödül töreni tarihinden başlayarak bir yıl süreyle Milliyet grubuna (Doğan Kitap) aittir. Ölmüş kişilerin yapıtları aday gösterilemez. Ancak aday olduktan sonra yaşamını yitirenin yapıtı değerlendirmeye alınır, kazanırsa ödül tutarı yasal mirasçısına ödenir. Ödüle başvuranlar açıklanmaz, aday yapıtlar kazansın ya da kazanmasın geri verilmez. Ödül olarak 5 bin YTL'nin yanı sıra bir ödül belgesi verilir. Ödül tek olarak verilir, bölüştürülemez, mansiyon yoktur. Aday yapıtlar 9 nüsha olarak gönderilmeli; ayrıca yapıt sahibinin bir A4 kâğıdını aşmayan özgeçmişi ( 9 kopya olarak) ve bir adet fotoğrafı eklenmelidir. Açık adresleri, telefon numaraları, varsa fax numaraları, e-posta adresleri de başvuruda yer almalıdır. Aday yapıtlar 31 Temmuz 2007 günü saat 17.00'ye kadar ( Doğan Medya Center, Milliyet Ödülleri 34204, Bağcılar, İstanbul ) adresine teslim edilmeli ya da bu tarihe 3 gün kaladan daha önce postaya verilmiş olmalıdır. Ayrıntılı bilgi için tel. 0212 505 63 49 SEÇİCİ KURUL 1- Doç. Dr. Füsun AKATLI ( Eleştirmen )2- Yavuz EKİNCİ ( 2005 Haldun Taner Öykü Ödülü Sahibi, Öğretmen ) 3- Prof. Dr. Nüket ESEN ( Boğazi... Devamı

25 05 2007

“Petrol-İş Kadın Dergisi Kadın Öyküleri Yarışması”:

Evrensel, 24/05/2007 Kadınlar öykülere yaratıcılıklarını ekledi “Petrol-İş Kadın Dergisi Kadın Öyküleri Yarışması”nın sonuçları açıklandı Petrol-İş Sendikası’nın kadınları yazmaya teşvik etmek amacıyla düzenlendiği “Petrol-İş Kadın Dergisi Kadın Öyküleri Yarışması”nın sonuçları açıklandı. Birincilik ödülüne “Fadime Hanımın Işığı” adlı öyküsüyle Bursa’dan katılan Serap Gökalp, ikincilik ödülüne Almanya’nın Hannover kentinden “Variyola” isimli öyküsüyle katılan Kadriye Bakşi, üçüncülük ödülüne de “Kendi Tabutunu Taşıyanlar” öyküsüyle Hamide Gönen layık görüldü. “Melamin Tabaklar” adlı öyküyle Nazmiye Demiroğlu, “Sukut-u Meryem” adlı öyküyle Gülbeyaz Karakuş, “Ciğer Kokusu” isimli öyküyle Hande Baba bu yılki teşvik ödülünün sahibi oldular. Ödüllü öykülerle birlikte jüri üyelerinin yayınlanmaya değer bulduğu öykülerden oluşan bir kitap hazırlanacak. Ödül Töreni 29 Mayıs Salı günü 19.00’da Taxim Hill Otel’de yapılacak. 345 kadın katıldı Amacını kadınları yazmak konusunda yüreklendirmek, emeği ile geçinen kadınların da edebiyata yansıtılabilecek gerçekliklerinin olduğunu göstererek, kadınları edebiyat içinde de görünür kılmak olarak tanımlayan yarışmaya çok sayıda katılım olmuştu. Yarışmaya Türkiye’nin her bölgesinden ve yurtdışından 345 kadın, 498 hikaye ile katıldı. Adana’dan Samsun’a, Siirt’ten, Diyarbakır’a, İzmir’e, Anamur’dan Lüleburgaz’a kadar pek çok kentten, kasabadan, köyden hikayelerin gönderildiği yarışmaya cezaevlerindeki kadın tutuklulardan da katılım olmuştu. Petrol-İş Sendikası tarafında yapılan yazılı açıklamada Gazeteci-Yazar Berat Günçıkan, Gazeteci-Yazar Handan Koç, Yazar Jaklin Çelik, Yazar Latife Tekin, Üniversite Öğretim Üyesi Saliha Paker, Şair-Yazar Sennur Sezer, Sendikacı Yaşar Seyman’dan oluşan jüri üyelerinin öykü sayısının fazlalığı nedeniyle zor gün... Devamı

03 04 2007

GALAPERA SANATEVİ ETKİNLİKLERİ

GALAPERA SANATEVİ ETKİNLİKLERİ.   Her cumartesi 14-16 arası Türk edebiyatının en güzel öykülerinden seçilmiş Cumartesi Öyküleri,öykü dinletisi. 16.30 daysa Türk edebiyatından bir yazarla edebiyat söyleşileri Her salı akşamı 19.30'dan itibaren kendimizi özgürce ifade edebileceğimiz bir tartışma ortamı oluşturan dileyen herkesin katılımına açık, Serbest Söyleşi akşamları adlı etkinlik.Gene dileyen herkesin katılımına açık,Mayıs ayından itibaren ise bir yazı atölyesi çalışması.   GALAPERA.Tünel/ Beyoğlu. 0212 245 53 80 Devamı

31 03 2007

Büyük Günah*/ Öykü / Sevim Burak

Büyük Günah* Kitap-lık; <Sayı: 103 Mart 2007> Sevim Burak Gece ilerliyordu. Terlemiş bir zencinin derisi gibi parlayan asfaltın üstünde otomobiller ve tramvaylar seyrekleşiyor, yorgun cadde, üzerine abanan yüklerden ve gürültülerden yavaş yavaş dinleniyordu. Yolun kenarındaki camiin bahçesinde akasyalar sallandı ve yaprakları hışırdadı. Rüzgâr çıkmıştı. Sabahtan beri İstanbul’u bunaltan temmuz sıcağı azaldı ve şehir nefes almaya başladı. Ara sokakta mahalle kahvesinin her akşamki müşterileri, arkasız iskemlelerini camiin yan kapısına kadar yürütmüşlerdi. Bir şey bekleyenlerin sessizliği içinde o sokağa yeni taşınan dul kadın hakkındaki çeşitli iddialardan doğan münakaşa kesilmişti. Rüzgâr çıkınca hepsi kımıldadı, bir şeyler söylemeye hazırlandı, fakat kimseden ses çıkmadı. Geçen bir tramvayın keskin ve acı gürültüsü cadde boyunca dağılarak gökyüzünün yıldızlı kubbesi altında kayboluyor, etrafa yorgun bir sessizlik hâkim oluyordu. Müezzin İbrahim, mahalledeki lakabı ile “Bülbül”, gevşek bir el hareketi ile cep saatini çıkardı ve mırıldandı:– On dakika var.Gözlerini ağaçlar arasından camie doğru kaldırdı. Minarenin narin boyu karanlık içinde yükseliyor, şerefelerinde yanan kandilleri ile çiçek açmış bir fidana benziyordu. Camiin arabesk pencerelerinden içi görünüyor, yatsı namazına hazırlananların gölgeleri uzuyor, loş bir derinlik içinde kayboluyordu. Ezana yedi dakika vardı. İbrahim minareye çıkmak zamanının yaklaştığını düşünürken, o gün öğleüstü bakkalın önünde rastladığı Ferruh’un ona sorduğu şeyi hatırladı:– Neden, demişti o, her gün beş defa camiin minare dedikleri o sivri kulesine çıkar, nameli seslerle ahaliyi ibadete çağırırsın? Eskiden fen bugünkü kadar ileri değilmiş ve yüksek bir kuleden seslenmekten başka çare yokmuş. Şimdi teknik çok ileride. Herkesi camie davet etmenin daha kolay vasıtaları var. Mesela radyo, daha olmazsa canavar düdüğü. Neden seni bu seksen, doksan metre yüksekliğinde... Devamı

18 02 2007

İZMİR'DE 4 GÜNLÜK ÖYKÜ ŞÖLENİ...

İZMİR'DE 4 GÜNLÜK ÖYKÜ ŞÖLENİ... alsah (Ali ŞAHİN) ÖYKÜ GÜNLERİ BAŞLADI...   Konak Belediyesi, Edebiyatçılar Derneği ve Ege Kültür Platformu’nca ortaklaşa düzenlenen,14-17 Şubat 2007 tarihleri arasında gerçekleştirilmesi planlanan Öykü Günleri bugün başladı. Konak Belediye Başkanı A. Muzaffer Tunçağ, Edebiyatçılar Derneği Temsilcileri Hayri Tetik, Hasan Özkılıç, Ferda İzbudak Akıncı, Ege Kültür Vakfı Temsilcisi Güzin Oralkan’ın da katıldığı toplantıya çok sayıda yazar ve edebiyatsever katıldı.   *************************************   16/02/2007     Aynı yüzlere öyküler anlatmak     Konak Belediyesi Edebiyatçılar Derneği İzmir Temsilciliği ve Ege Kültür Vakfı tarafından ortaklaşa düzenlenen “6. İzmir Öykü Günleri”, Dr. Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi’nde devam ediyor.     Konak Belediyesi Edebiyatçılar Derneği İzmir Temsilciliği ve Ege Kültür Vakfı tarafından ortaklaşa düzenlenen “6. İzmir Öykü Günleri”, Dr. Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi’nde devam ediyor. 17 Şubat’a kadar sürecek olan Öykü Günleri’nde, 100’ün üzerinde öykü, roman, deneme, eleştiri ve anlatı alanlarında edebiyatımıza katkıda bulunan yazarların okurları ile buluşması hedeflenirken, ilk gün gerçekleştirilen etkinliklere katılanlar göz önüne alındığında; öykü günlerinin halkla yeterince bütünleşemediğini söylemek abartı olmaz. Öykü günleri, şiir günleri, TÜYAP fuarı gibi etkinliklerin müdavimi belli bir kesimin dışında okullardan öğretmenlerin çabasıyla getirilen lise öğrencilerini saymazsak; halktan kişilerin etkinliklere ilgisi yok denecek kadar azdı. Bu durum, etkinliklerin hafta içi, mesai saatleri arasında yapılması kadar emekçilerin bu tür etkinlikleri izleme alışkanlığı olmamasıyla da ilişkilendirildi.   Öykü Günleri’nin ilk günkü etkinliklerinden olan Haluk Gerger ve Hıfzı Topuz’un konuşmacı olarak katıldıkla... Devamı

07 02 2007

EN SEVDİĞİM ARTIMSIN / ŞEBNEM ÖZERDEM

EN SEVDİĞİM ARTIMSIN / ÖYKÜ   ŞEBNEM ÖZERDEMGüneşin sarı ışıklarını beyaz mavi gökyüzünün ardından tüm parlaklığı ile yansıtmasa da güzel bir şubat günüydü. Dün yağan yağmur akşam durmuş, ıslak toprağın o mis kokusu, açtığım pencereden odaya doluyordu. Temiz havayı içime çektim, gülümsedim. Arkama döndüğümde kapıya yaslanmış, bana bakan gözlerinle karşılaştım. Her zamanki gibi içim ısındı.’Hazır mısın’ derken, yanına gelip dudağına sabah busemi bıraktım. Bir kolun omzumda, dışarı çıkarken çocuklar gibi mutluyduk. Hafta sonlarımızı baş başa geçirdiğimiz bir dağ evimizin olması, dünyanın en güzel mutluluğuydu. Biz burada yeniden çocuk, yeniden genç, yeniden sevgili oluyorduk. Bahçede bir iki kır çiçeği açmıştı, ıslak toprağı ısıtan güneş gibiydiler. İyi ki yağmur durmuştu. Böylece evimizin biraz ilerisindeki yaylaya doğru yürüme şansımız doğmuştu. Oradan da köye kadar yürüyüp, harika bir kahvaltı yapabilecektik… El ele yürürken konuşmuyorduk. Sessizliğin o muhteşem sesini dinliyor, yaylaya dağdan inen nehrin su sesi, bir kaç kuşun, böceğin sesi dilimize doladığımız bir şarkının en güzel ezgisiymiş gibi kulağımıza geliyordu… ‘Aman Allah’ım’ buraya her vardığımda söylediğim bir sözdü. Ağaçların birçoğu çıplakta olsa, toprağın üstünde yeni yeni çıkmaya başlayan küçük yeşil otlar, bir halı gibi uzanıyordu. Ve nehir, küçük kıvrımlar çizerek akıyordu. Gözlerime inanamadım. Yağmurun yağmadığını gören köyün çobanı kuzuları ile aşağıdaydı. Üç dört tanesi minicikti. Annesinin kızmayacağını umut ederek birini kucağıma aldım. Kar beyazın, kara gözleri vardı. Sen çobanla sohbet ederken, ben kuzuların arasında dolanan bir çocuktum… Sonra nehrin kıyısına kadar gittik. Eğilip kopardığın bir kır çiçeğini saçımın arasına taktın. Elin yüzüme değdiğinde, biz iki genç sevgiliydik… Yaylanın içimizde duygular uyandıran güzelliğinde bir saat kadar zaman geçirdikten sonra, köye yürümeye başladık. Yağmur hafif ince damlalar bırakmaya... Devamı

02 02 2007

O Kadın Fatma Girik Değil / Cemil KAVUKÇU

O kadın Fatma Girik değil Cemil Kavukçu  Saat öğleden sonra üç. İki gaga arasındaki açı doksan derece ve karganın başı narkozdan çıkmış bir hasta gibi perişan. Votkamdan derin bir yudum alıp benim gibi tek başına içen, ama benim gibi zamanı kısıtlanmamış olan adama bakıyorum. Bakınca ister istemez bir şeyler düşünüyorum. Bunu hep yaparım. İlginç bir yaşamı varmış gibi düşünüyorum onu. Belki de vardır. Kimine göre vardır, kimine göre de yoktur. Gençliğinde belediyenin açtığı "karga kıyımı " kampanyasına katılmış ve henüz canını teslim etmemiş, onlarca karganın başını koparmış bir 'pişman', hatta 'bin pişman' biri olabilirdi. Karga Vahit gibi. Vahit gençken kargaya benzemezmiş ki. Hiç alâkası yokmuş. Sıkı bir karga düşmanıymış. Öyle ki, kargalar kendi aralarında ona "Kinova " derlermiş. O kadar düşmanmış yani. Belediye, dört karga bacağına bir fişek veriyormuş o zamanlar ve söylentiye göre Vahit bu bacaklarla büyük bir cephanelik kurmuş. Kasabanın sokaklarında havalı havalı dolaştığı yıllar. Kargalar da tanıyor onu, Kavaklaraltı Parkı'na mı girdi; elinde tüfeği olsun olmasın, büyük bir patırtıyla sürü halinde havalanıyorlar. O zaman herkes Vahit'in parka geldiğini anlıyor, bütün başlar kasıla kasıla kapıdan giren Karga Kasabı'na dönüyor. Öyle ki, ana-baba-yavru ayırımı yapmıyor Vahit, ne bulursa harcıyor. Uçamayan yavruları köşeye kıstırıp -umarsız çığlıklarla tepesinde dönen karga sürüsünün gözleri önünde- yakalıyor ve düşünmeden kafalarını koparıyor, bacaklarını kırıp cebine atıyor. Belediye Başkanı'nın da durumdan hoşnut olduğu, sağda solda, "bu hıyar, karga soyunu bitirecek," dediği konuşuluyor. Tabii bunlar Vahit'in de kulağına geliyor. Tarlalara, bostanlara Vahit'e benzer korkuluklar dikiliyor o yıllar. Önceleri bu duruma çok bozulan babası bile yumuşuyor; çünkü itibar var. Oğlunu destekliyor. Göğsünü kabartarak dolaşıyor sokaklarda. Bir gün Vahit'in bütün hayatını karartan bir olay olmuş ki, işin aslını p... Devamı

25 01 2007

6. İzmir Öykü Günleri 15-17 Şubat 2007'de Eşrefpaşa Kültür M

DR SELAHATTİN AKÇİÇEK KÜLTÜR MERKEZİ     6. İZMİR ÖYKÜ GÜNLERİ 14 – 17 ŞUBAT 2007   Düzenleyen: İzmir Konak Belediyesi, Edebiyatçılar Derneği, Ege Kültür Vakfı Yer: İzmir Konak Belediyesi Dr. Selahattin Akçiçek Eşrefpaşa Kültür Merkezi     14 ŞUBAT ÇARŞAMBA     Yazarlar Öğrencilerle Buluşuyor Saat: 10.00 -12.00 Gülseren ENGİN, Tacim ÇİÇEK                                                           Okul Etkinlik Yeri: Hatice Hanım İlköğretim Okulu / Karabağlar     Saat: 12.30 Mini Konser Yer: Konak Belediyesi Dr. Selahattin Akçiçek Eşrefpaşa Kültür Merkezi   Saat: 12.45 Açış Konuşmaları A. Muzaffer TUNÇAĞ - Konak Belediye BaşkanıGökhan CENGİZHAN - Edebiyatçılar Derneği Genel BaşkanıAzra İNMELER- Ege Kültür Vakfı Başkanı   Saat: 13.00–13.45 “Anton ÇEHOV Öyküsüne Kısa Bir Bakış” Anton ÇEHOV Belgeseli Sunan: Turgay GÖNENÇ   Saat: 13.45–14.00 “Bir Anton ÇEHOV Öyküsü”     Saat: 14.00 – 14.45 “Sait Faik ABASIYANIK 100 Yaşında” M. Sadık ASLANKARA – Tülay AKKOYUN   Saat:14.45 – 15.05 Öykü Yaratım Süreci Erendiz ATASÜ   Saat: 15.05 – 15.25 Öykünün ÖyküsüDinçer SEZGİN   Saat: 15.25 -16.30 İzmir’de Yazar Olmak Yöneten: Atila ER Canan TAN, Gönül ÇATALCALI, Gülseren ENGİN, Handan GÖKÇEK, Mehmet ATİLLA   Saat: 16.30 – 16.50 Öykü Yaratım SüreciHasan ÖZKILIÇ   Saat: 16.50 – 18.10 Yazarlık ve Düşünce Suçu "Sabahattin ALİ"Haluk GERGER, Hıfzı TOPUZ   Saat: 18.10- 18.30 Öykü Yaratım Süreci Feyza HEPÇİLİNGİRLER   Saat: 18.30 – 19.30 ... Devamı

25 01 2007

6. İzmir Öykü Günleri 15-17 Şubat 2007'de Eşrefpaşa Kültür M

6. İzmir Öylü Günleri14 -17 Şubat 2007 tarihleri arasında, İzmir Konak Belediyesi, Edebiyatçılar Derneği ve Ege Kültür Vakfı’nın ortaklaşa düzenlediği 6. İzmir Öykü Günleri gerçekleştirilecektir.   4 gün sürecek bu izlencede ilişik listede de görüleceği üzere Türkiye’nin önde gelen edebiyatçıları, yazarları, eleştirmenleri, dergicileri yer alacaktır.   İzlencenin onur konuğu Erhan BENER’dir. İzlence kapsamında, “Bekir YILDIZ”, “Erdal ÖZ”, “Muzaffer BUYRUKÇU”, “Sait Faik ABASIYANIK” ve “Sevgi SOYSAL” anılacaktır. “Öykünün Öyküsü”, “Öykü Yaratım Süreci”, “Düşünce Özgürlüğü” gibi konular tartışılacak ayrıca Turgay GÖNENÇ’in sunumuyla Maksim GORKİ ve Anton ÇEHOV Belgesel Filmleri de gösterilecektir. Katılımcı Yazarlar şunlardır: Kadir Konuksever, Atila Er, Ayşe Kulin, Birsen Ferahlı, Canan Tan, Cemil Kavukçu, Çetin Öner, Dinçer Sezgin, Erendiz Atasü, Erhan Bener, Erkan Karagöz, Ferda İzbudak Akıncı, Feyza Hepçilingirler, Gönül Çatalcalı, Gülseren Engin, Gülay Talaslı, Güzin Oralkan, Hacer Kılcıoğlu, Hasan Özkılıç, Haluk Gerger, Hamdullah Köseoğlu, Handan Gökçek, Hıfzı Topuz, Hülya Soyşekerci, Hüseyin Peker, İffet Diler, Kadir Yüksel, Kubilay Aktulum, Lütfiye Aydın, M. Sadık Aslankara, Mavisel Yener, Mehmet Atilla, Mehmet Güler, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Mucize Özünal, Muzaffer İzgü, Necati Tosuner, Osman Şahin, Önce Lale, Özcan Karabulut , Prof. Dr. Sedat Sever, Remzi Karabulut, Sema Kaygusuz, Semih Gümüş, Serap Gökalp, Sultan Su Esen, Süreyya Köle, Ş. Sema Tuncel, Şahin Yıldırım, Şükran Farımaz, Şükran Yücel, Tacim Çiçek, Tahir Abacı, Tarık Dursun K.,Tülay Akkoyun, Tolga Binbay, Turgay Gönenç, Turhan Günay, V. Doğan Günay, Vecihi Timuroğlu, Vicdan Efe, Zafer Doruk, Zeynep Aliye.   PROGRAM   14 ŞUBAT ÇARŞAMBA Yazarlar Öğrencilerle Buluşuyor10.00 -12.00Gülseren ENGİN, Tacim ÇİÇEKOkul Etkinlik Yeri: Hatice ... Devamı

06 01 2007

Kuyu / Mehmet Günsür

Mehmet GünsürİÇERİYE BAKAN KİM? Çeviren YokSayfa: 190 ISBN ISBN 975-07-0690-0 Baskı Tarihi: Aralık 2006Etiket:   10,50 YTL TÜRK EDEBİYATI KuyuSular, kıyıda cam yeşili, buğulu, açıklarda, adaların oralarda madensi koyu lacivert ve kıpırtılı.“Dalgalara bak,” diyor Haluk. “Hacıdakis Ege’si...”Rüzgâr güneydoğudan esiyor, hava çok berrak. En uzak adaların bile seçildiği bir sabah. Art arda boz, aydınlık kaya kütleleri; dağınık yeşillikler –belki zeytin ağaçları–. Sular, rüzgârın önünde karaya doğru akıyor. Bir bira daha istedim ve gazeteleri sordum.“Bu saate kadar gelmedi, artık gelmez,” dedi lokantacı. Haluk bir Yenice yaktı. Bir tane de bana verdi. “Yıldırım İstanbul, ne kadarda bağlanır?”Geleli iki gün olmuştu. “Çok sürmez,” dedim. Telefonun durduğu merdiven altına geçti. Lavabo, çay ocağı, boş yoğurt kapları, gazlı buzdolabı, bisküvi tenekeleri ve bir çuval patates. Dört gün önce yavrulayan gri- beyaz alacalı kedi de, altı yavrusuyla burada yaşıyordu. Manyetonun kolunu çevirdi. Zil sesini duydum. Bisiklet zili gibi.“Bu yaz hep rüzgâr esti.”“Ben böylesini ilk defa görüyorum,” dedi lokantacı.“Ali Rıza ya, bu saatte rakı içilir mi?”“Bira da içilmez,” diye cevap verdi.Bir korna sesi duyuldu. –Tekerleklerin sıçrattığı çakılların şakırtıları.Otomobilin arka koltuğunda ekmekler, toprak rengi bir battaniyeye sarılmıştı. Lokantacı yirmi ekmek aldı. Şoför balık sordu. Iskaroz varmış. İki kilo kadar satın aldı. Dört balık.“Pullarını iyice kazıyıp buğulama yap,” dedi lokantacı.“Balığın pulları zırh gibi,” dedim.“Kazımadan önce küle bularsan kolay çıkar,” dedi.Iskarozların papağan gagasına benzeyen kemikli, sert ağızları vardı. İnce, keskin dişlerini göstererek gülümser gibiydiler. Kızıl kahverengi, sağlam yapılı, kayalık sularda yaşayan balı... Devamı

06 01 2007

MAĞARA ARKADAŞLARI

Ayfer TunçMAĞARA ARKADAŞLARI Çeviren YokSayfa: 192 ISBN 975-07-0681-1 Baskı Tarihi: Kasım 2006Etiket:  11,50 YTL TÜRK EDEBİYATI MAĞARA ARKADAŞLARIAyyıldız Apartmanı yedi katlıdır. Gökyüzünün de, yeryüzünün de yedi katlı olduğu söylenir. Bir hafta yedi gündür ve yedi kez okunup üflenir insan. Renk çarkında yedi renk vardır. Pitagoras felsefesine göre yedi, dörtle üçün toplamıdır ve bu, insanın tanrıyla birliğini ifade ettiği için kutsal sayılır. Elbette ki, Ayyıldız Apartmanı’nın Pitagoras felsefesinden haberli olduğunu ve bu felsefeye dayanarak yedi sayısına taktığını söylemek mümkün değildir. Ayyıldız Apartmanı, çeşitli vesilelerle karşısına çıkan yedi sayısıyla, kendisinin yedi katlı oluşu arasında, tamamen tesadüfi olarak bir bağıntı bulmuş, bunda bir hikmet olduğu varsayımından hareket ederek, epeydir içinde bulunduğu, kendisini kedere ve ümitsizliğe sevk eden acıklı durumdan kendisini kurtaracak köklü bir kurtuluş arama, daha doğrusu bekleme dönemine girmiştir. Nedir Ayyıldız Apartmanı’nı kedere ve ümitsizliğe sevk edecek kadar acıklı olan durum? Buna daha sonra geleceğiz.Bir, üç, yedi, on, kırk bir gibi sayılara, her biri kendine göre bir kutsallık atfetmiş olan üç büyük dinin, vaktiyle buluştuğu İstanbul şehrinin yedi tepeli olmasına, Ayyıldız Apartmanı’nın da bu tepelerden birinde bulunmasına tesadüf gözüyle bakılabilir mi? Bu şehrin yedi tepeli olmasına bir tesadüf dense bile, plaka numarasının otuz dört, yani dört artı üç, eşittir yedi olması da mı bir tesadüftür? Niye sekiz veya altı etmez o plaka numarasındaki sayıların toplamı da, yedi eder? Ayyıldız Apartmanı yedi sayısının karşısına çıkardığı, cevapları doyurucu olmayan gizemli soruları, bu yediye takma dönemi içinde alabildiğine çoğaltmıştır.Ayyıldız Apartmanı, yedi sayısının kendisi için önemini keşfettiği günlerde, karşısına hep yedi sayısının çıkmasını, bir tesadüf olarak görmemektedir. Aynı günlerde, yedinci katta oturan Ayyaş Yaz... Devamı

03 01 2007

Notos Öykü Çerçeveyi Geniş Tutuyor / Efnan ATMACA

Notos Öykü çerçeveyi geniş tutuyor Edebiyat dergiciliğinin yetersiz kaldığını söyleyen Semih Gümüş, "Notos Öykü'yle geniş okur kitlesine ulaşmayı amaçlıyoruz" diyor. FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜNYayın yönetmenliğini Semih Gümüş'ün üstlendiği yeni öykü dergisi Notos Öykü'nün ilk sayısı çıktı. Gümüş sadece öyküyle sınırlı kalmadıklarını, Türk edebiyatının tüm unsurlarını kapsayan bir dergi yapmaya çalıştıklarını söylüyor Radikal; 29/11/2006 EFNAN ATMACA (Arşivi) İSTANBUL - Türk öykücülüğünün en önemli köşetaşlarından Adam Öykü'nün kapatıldığı haberi 17 Temmuz 2005'te Radikal'de yayımlandığında altında benim imzam vardı. Bu derginin kapatılması elbette edebiyatsever herkesi üzmüştü. O gün Adam Öykü'nün genel yayın yönetmeni Semih Gümüş derginin kapatıldığını doğrulamış ve aslında kötü bir haber vermişti. Aradan geçen bunca zaman içinde Adam Öykü'nün boşluğunu dolduracak bir yayın çıkmadı. Ama o gün kötü haberi veren Gümüş bu kez iyi bir haber verdi ve kendi genel yayın yönetmenliğinde yeni bir öykü dergisinin çıkacağını müjdeledi: Notos Öykü. Notos Öykü ağırlıklı olarak bir öykü dergisi olacak ama bir söyleşiside Adam Öykü'nün misyonunu tamamladığını söyleyen Gümüş, bu yeni derginin farklı kulvarlarda da var olacağını söylüyor: "Ben edebiyat dergiciliğimizin hem çok yetersiz kaldığını, hem de geleneksel kalıpların dışına çıkmakta zorlandığını düşünüyorum. Demek ki Notos Öykü bunun dışında bir yolda yürümeye çalışacak." Bu anlamda Notos Öykü'nün en büyük farkı bir öykü dergisi olmasının yanı sıra aynı zamanda bir edebiyat ve kültür dergisi olmayı amaçlaması. Türk edebiyatının ve kültür hayatının sorunlanıyla içli-dışlı olmayı amaçlayan dergi Gümüş'ün cümleleriyle, "Yüksek düzeyli bir edebiyat beğenisi oluştururken, sıcak ve canlı bir yüzle kendini göstermeye çalışacak." Dergide haber de olacak Notos Öykü'nün dergi dünyasına getireceği yeniliğin en başında deneme, öykü, eleştiriye yer vereceği gibi haberi s... Devamı

22 12 2006

Radikal Kitap'tan 2006'da Öykü Kitaplarına Bakış: Aynı d

Aynı dinginlik ve aynı hızla Son yıllarda bir durgunluk yaşandıysa da kısa bir bekleyişten sonra öykünün vagonları aynı dinginlik ve hızla ilerlemeyi sürdürdü... Radikal Kitap, 22/12/2006 SEMİH GÜMÜŞ (E-mektup | Arşivi) Öykünün bir yılına dönüp bakınca da aynı duygu oluşur sanırım: Geçen yıllara göre pek bir şey değişmedi, ama ne değişebilirdi? Gene de bu duygunun öykü söz konusu olduğunda karamsarlığa neden olmamasının nedeni, geçen on beş yılın yarattığı birikim ve kesintisiz döşenen kilometre taşlarının yolu bugüne getirmesidir. Başlangıçtaki merak dalgasından sonraki coşkulu genişleme ve niteliksel büyümenin ardından gelen son yıllarda bir durgunluk dönemi yaşanabileceğinin ipuçları vardı, ama kısa bir bekleyişten sonra öykünün vagonları aynı dinginlik ve hızla ilerlemeyi sürdürdü. Geçen yıl yayımlanan Selim İleri'nin Fotoğrafı Sana Gönderiyorum kitabı, artık öykücülüğümüzün ustaları arasında saydığımız yazarın yeni bir dönüş yaptığını gösteriyordu. Öykülerini yayımlamaya başladığında bir genç usta olarak kendini gösteren Selim İleri, öteden beri edebiyatımızın gözden uzakta tutulan değerlerine ışık düşürüyor. Uzun yıllar boyunca roman yazarlığını öteki ilgi alanlarının önüne geçirmesine karşın, Selim İleri'nin öykücülüğü niçin önemli? Güzel Türkçesi, öyküyü edebiyatın kendine özgü biçimi ve ilkeleri olan bir tür olarak almaktan vazgeçmediği, öykünün korunma yasalarını hazırlayanlar arasında bulunduğu için. Fotoğrafı Sana Gönderiyorum da onun bildiğimiz eskil, kırılgan, çoğumuzun yitirmeye dayanamadığı duyarlıklar içinden çıkan, öbür yandan pek çok hayatı birden yaşayan kişileriyle yarattığı dünyaların zenginliğini taşıyor. Bunun dışında yeni yargılara gerek bırakmıyor. Başarı gösterişsizde saklı Geçen yılın kitaplarından ilk aklıma gelen on öykü kitabını seçerken zorlanmadım elbette. Selim İleri'ninki, şimdiki kuşakları önceleyen bir ustanın öyküye dönüşüne saygıdır. Onu öncelikle anmadan geçmem zor. Geriye kalan dokuz kitabı s... Devamı

18 10 2006

Onu sekiz yıl önce yitirmiştik

Onu sekiz yıl önce yitirmiştikBahar İsyancısı'nı unutmamak!Onat Kutlar'ı 1995 yılının 11 Ocak Cumartesi günü bir bombalı saldırıda yitirmiştik. Yapıtlarıyla edebiyatımıza damgasını vurmuş bu büyük aydınımızı unutmamaya kararlıyız.LEYLA RUHAN OKYAY(*)"Bu mektuplar aslında sanadır sevgili arkadaşım.Adını bile bilmediğim sana.Öylesine yakından ve derinden tanıyoruz ki birbirimiziÖylesine ortak bir umut ve bilinçle paylaşıyoruz ki yeryüzünü.Yaşama öylesine inanıyoruz ki,Adını bilmesem ne çıkar."11 Ocak Cumartesi, Onat Kutlar'ın ölüm yıldönümüydü, tam sekiz yıl oldu!Ölümünden sonraki anma toplantılarında birinde annesi Meliha Kutlar, "sizlerden bir ricam var, oğlumu unutturmayın!" demişti.Bu tümce yıllardır kulaklarımda. O gün kendime verdiğim söz, onu ve yapıtlarını yeniden anımsatmak için yazmak istedim.Çünkü biliyoruz ki onun unutulmamasını, yazdıklarını yeniden okuyup başkalarınca da okunmasını sağlayarak, çoğalarak başarabiliriz.Kutlar'ın 'Bahar İsyancıdır' adlı kitabındaki 'Doğu V' adlı parçada (İS 61-114 yıllarında) İznik'te yaşamış Genç Plinius'un mektubundan bir alıntı var. Plinius şöyle diyor"Korkuyla, terörle saygınlık kazanmak istemezdim. Korkudan daha etkilidir sevgi. Korku, kaynağından uzaklaştıkça unutulur, sevgi ise unutulmaz. Korku kin doğurur, sevgi ise saygınlık."Onat Kutlar, sıcak, güvenilir bir dost, arkadaş, ağabeydi. Çevresine ışık saçan bilge bir derviş gibiydi. Sanat ve kültür etkinliklerinin olduğu her yerde, yayında vardı. Yakından, uzaktan sesini, sıcak bakışını yakalar ısınırdık. Yazdıkları, söyledikleri, verdiği umutla beslenir, gelişirdik. Meğer ne çok severmişiz onu!Meliha Hanım hiç endişeniz olmasın, oğlunuz unutulmayacak! Bayrak yarışındaki sporcular gibi onu bir sonraki kuşağı anlatacağız, onlar da kendilerinden sonrakilere...Sait Faik'in kimin için yazıyorduk sorusuna 'sınıfın en arka sıralarından birinde gizlice şiirler okuyan öğrenci için' yanıtı gibi ben de, Onat Kutlar'ı hiç o... Devamı