26 06 2006

peyami safa'nın fatih harbiye romanı incelemesi / fethi naci

 24 HAZİRAN 1999


XX. yüzyıldan kalanlar


Fatih-Harbiye

Peyami Safa, Fatih-Harbiye (ilk baskı, 1931. Okuduğum baskı, Ötüken Neşriyat'ın 1997'de yaptığı 17. baskı) adlı romanında, ilk döneminde yazdığı çoğu romanlar gibi, Doğu-Batı sorununu ele alıyor ama bu sorunu tartışmıyor, Doğu'yu övüyor, Batı'yı yeriyor.

Peyami Safa, Doğu-Batı sorununu ele alırken, hep aynı tekniği kullanıyor, hep "belirli tipler"i seçiyor: Zengin, bol para harcayan "batılı" tip (Macit), fukara ama dürüst bir orta sınıf aydını olan "doğulu" tip (Şinasi), bir de genç kız (Neriman).

Daha ilk sayfalarda "genç kız"ın (Neriman) arkadaşı Şinasi'ye (Bu arkadaşlığın yedi yıldır sürdüğünü, Neriman'la Şinasi'nin evleneceklerini daha sonraki sayfalarda okuyoruz.) yalan söylediğini öğreniyoruz: Şinasi'ye Beyazıt'taki bir arkadaşına gideceğini söyleyen Neriman, "Fatih-Harbiye tramvayına" atlıyor. Şinasi, bir kahvedeki masalardan birine oturur ve Neriman'ı düşünür: "Neriman'ın Darülelhan'a (Burada öğrenim görmekte.) uğramadığı günlerin sıklaşması, evine geç gidişleri, tuvaletine verdiği ehemmiyetin artması..."

Şinasi, "filizî manto"ya takmıştır, değişik biçimlerde dört defa tekrarlar bunu; belli ki bir "moda düşkünlüğü" ya da "israf" saymaktadır filizî mantoyu; "filizî manto", Neriman'daki değişimin simgesi gibidir. Belki de "sözlü"sü Neriman "gizli karar"ları yüzünden Şinasi'nin yüzüne bakmamıştır... Neriman, Darülelhan'a da yirmi gündür sazını (ut çalıyor) götürmemiştir. Bu değişimin nedenlerini düşünür Şinasi, eski Neriman'ı anımsar: "Siyah saten gömlekli, siyah başörtülü kız..." (Batılı tipi temsil eden Macit'le Doğulu tipi temsil eden Şinasi için "değişim" söz konusu değildir; Peyami Safa, onları bir kere betimliyor ve bırakıyor; onların romanda değişime gereksinimleri yok, diye düşünüyor. Bunun içindir ki Şinasi de, Macit de bir "tip" olarak kalıyor, "roman kişisi" olamıyor.)

Neriman'daki değişimin nedenini ikinci bölümde öğreniyoruz: "... hep Maksim salonu gözünün önüne geliyor. Kuytu köşelerde renkli abajurlar. Sarışın bir kadın başı. Bir zil sesi, çığlıklar ve sıçrayışlar, alkış, damakta acı bir köpük lezzeti, parlak, sarı bir etek, bir zenci sesiyle daima karışarak hafızaya musallat olan fokstrot nağmesi ve kulağının içinde mütemadi çalan bir cazbant..."

Neriman hep Macit'i, Maksim'i, Löbon'u düşünmektedir: "Macit'in girdiği birçok masraflara rağmen o kadar yalnız ve başbaşa kaldıkları halde, hiçbir çapkınca hareket yapmamasını düşünüyor ve Macit'in ince uzun elleri, hafif manikürlü parmakları sık sık gözünün önüne geliyor, 'ince bir adam!' diye düşünüyor ve Macit'te tenkit edecek hiçbir şey bulamıyor."

Neriman, yalan söylemekten çekinmiyor: "Ben dün senden ayrıldıktan sonra Fahriye'ye gittim, toplantıdan vazgeçilmiş, orada Macit'i gördüm, çok ısrar etti ve beni Beyoğlu'na çıkardı." Şinasi, bunun yalan olduğunu bilmektedir; çünkü Fatih-Harbiye tramvayına bindiğini görmüştür.

Neriman, Macit'i tanıdıktan sonra, "elindeki ut" da "sinirine dokunuyor". Dahası var: "... bir de Darülelhan! Şu alaturka musikiyi kaldıracaklar mı ne yapacaklar? Yapsalar da ben de kurtulsam. Hep ailemin tesiri. Babam şark terbiyesi almış. Ney çalar, akrabam öyle... (...) Darülelhan'dan da çıkacağım, yahut alafranga kısmına gireceğim. (...) Oturduğum mahalle, oturduğum ev, konuştuğum adamlar çoğu sinirime dokunuyor. (...) O Macit'in ellerine baktım, kadın eli gibi, tertemiz, incecik, tırnakların üstünde bile çalışmış. Şinasi'nin elleri gözümün önüne geldi. Tırnağının biri kırık, öbürü batık..."

Neriman'ın aklı hep Macit'tedir. Macit'le başlayan değişim: "Bir zamandan beri kendisinde yeni bir hayatın iştiyakı ve yeni bir medeniyetin şuuru uyanmaya başladığı için bu farkların her birine ayrı ayrı dikkat etmekten" hoşlanmaktadır.

Neriman'daki bu hızlı değişimi açıklamak gereğini duymuyor Peyami Safa; 10. sayfada, "Bundan yirmi gün evvel Neriman Darülelhan'dan erken çıkmıştı; gene ayağında yeni yaptırdığı bu dekolte rugan iskarpinler ve üstünde bu filizî manto; mektebin kapısında birbirlerinden ayrıldılar. O sırada Neriman Şinasi'nin yüzüne bakmadan yürüyüvermişti." 11. sayfada: "Yirmi gündür sazını mektebe getirmiyor." Demek ki Macit'le tanışalı yirmi günden fazla. Belirli bir çevrede yetişmiş, Faiz Bey gibi aklı başında bir adamın kızı böylesine kısa bir sürede, nasıl bu kadar değişebilir? Peyami Safa, Neriman'daki değişimi gösteremiyor, Neriman'ın inandığı değerlerden uzaklaşmasını (ve romanın sonlarına doğru tekrar bu değerlere dönmesini), roman dünyasının kendine özgü gelişimi ve değişimi içinde somut olarak gösteremiyor; bunun içindir ki roman kişileri Peyami Safa'nın bildirisini ileten birer araç olarak kalıyorlar.

Neriman, arkadaşı Fahriye'yi de yanına alır, Beyoğlu'na çıkarlar; Löbon'a giderler: "Buraya üçüncü gelişiydi." Macit'i bulur. Macit, Perapalas'taki bir baloya Neriman'ı ve "bahse karıştırmak için" Fahriye'yi davet eder. Neriman, balo için can atar, ama "izin meselesi, para meselesi, tuvalet meselesi, Şinasi meselesi" vardır. Babası, "iskarpin ve filizî manto" için borçlanmıştır; ama Neriman, "Bu baloya mutlaka gitmesi lazım." olduğunu düşünür. Bu kadar kısa zamanda bu kadar hızlı değişim! Müslüman babanın kızı, yirmi gün içinde, "balo" tutkunu oluveriyor! Baloya dokuz gün vardır ve Neriman, borçlar içindeki babasının "zaaflarını yeniden uyandırmak" çabasındadır! Bunlar, Neriman'daki gerçek değişiklikler değil, yazarın kolaya kaçmalarıdır. Neriman, babasına, "Bütün şark kedilere benziyor. (...) garp da köpeklere benziyor." der; romanca, Faiz Bey'in, "Aylardan beri kızının zihnini işgal eden bu meseleyi" sezdiğini yazar; oysa romanda "bu mesele" hakkında daha önce hiçbir şey düşünmemiştir Neriman.

Faiz Bey, kızıyla Doğu-Batı konuşmasını yaptıktan sonra, "kızının fani yeniliklere, gülünç asrîliğe karşı zaafını hicveden" sözler ediyor. Romancı, "fani yenilikler, gülünç asrîlik" diyerek romana, roman kişilerinin gelişiminden bağımsız olarak, kendi görüşünü koyuyor. Böylece roman, roman olmaktan çıkıyor, bir tezin ispatı çabası oluyor. Romancı, babasıyla tartışan Neriman'dan şöyle söz ediyor: "O daha kuvvetli, hatta karşısındaki ihtiyarın bu küçük vicdan azabından nasıl istifade edebileceğini düşünecek kadar hain tasavvurlar beslemeye cür'et ediyordu." Neriman'ın kişiliği, olaylar içinde çıkmıyor ortaya, romancı kurgu dünyasının gereklerine aldırmıyor, bunun için de Neriman'a yalnızca bir görüşü doğrulayacak bir araç diye bakıyor. Neriman'ın karşısına Faiz Bey ve Şinasi'yle karşı çıkıyor romancı: "İkisi de şarka ait birçok şeyleri, Şinasi alaturka musikiyi, Faiz Bey tasavvufi edebiyatı çok seviyorlardı."

Romancı, Neriman'la Macit'in tanışma zamanı hakkında değişik bilgiler veriyor: Macit, 19. sayfada romana giriyor. Birlikte Löbon'a ve Maksim'e gidiyorlar. Daha sonra, Neriman, "Macit'e rastgelmek ihtimali"yle Beyoğlu'na çıkıyor. Arkadaşı Fahriye ile. Löbon'da Macit'i buluyorlar. Neriman'ı ve Fahriye'yi Perapalas'taki bir baloya davet ediyor. 55. sayfada "Neriman'da herkesin dikkat ettiği bu yenileşme altı ay evvel başlamıştı: Macit'le tanıştığı zaman." diyor romancı. Macit, Darülelhan'da bir aydan fazla kalmamış, okulu bırakmış, ama bu süre Neriman'la Macit'in ilişkisinin "hususileşmesine" yetmiş. "Beyoğlu'nda, arada bir gizlice buluşuyorlardı. Altı aydan beri Neriman birkaç defalar Macit'in randevusuna gitti ve bütün bunları Şinasi'den gizledi." Oysa, 31. sayfada, "Neriman'ın buraya (Löbon) üçüncü gelişiydi..." deniyor. Şinasi, Neriman'a, "Sen eskiden... eskiden dediğin, bundan daha birkaç ay evvel, ne sade kızdın, ne sade!" diyor. Neriman'a göre "Âdeta Macit, Neriman için yedi senelik bir arkadaş ve Şinasi bir iki ay evvel tanıdığı yabancı bir insandır." (s. 59) Yani Neriman, Macit'i "bir iki ay evvel" tanımıştır. 123. sayfada Neriman, "Maksim salonu kaç ay evvel? Hayır, daha bir ay bile olmadı." diyor. Romancı, Neriman'daki değişimi olağan göstermek için "altı ay" diyerek süreyi uzatıyor, bu sürenin Macit'in de etkisiyle, Neriman'ın değişmesine yeteceğini düşünüyor. Ama Şinasi'nin "birkaç ay"ı ile Macit'in "altı ay"ı ve Neriman'ın "daha bir ay bile olmadı" demesi süre olarak, tutmuyor birbirini; Neriman'ın Macit'le ne zaman tanıştığını bir türlü öğrenemiyoruz. Oysa bu, Neriman'ın yaşadığı "değişim" süreci bakımından önemli. Ayrıca o "altı ay" içinde Neriman'ın romanda okuduğumuz "kaçamaklar"ı, üç defa Löbon'a, bir defa da baloya gitmesi. Romancı, bu zaman hatalarına pek önem vermiyor; romancının derdi "Batılı" tipi temsil eden Macit'in Neriman üzerindeki "zararlı" etkilerini göstermek: "Neriman'daki değişiklikler, Macit'i tanıdıktan sonra meydana çıkmıştı..."

Bundan sonra Peyami Safa, tezini sunmaya başlıyor: "Birçok Türk kızları gibi, Neriman da, ailesinden ve muhitinden karışık bir telkin, iki medeniyetin ayrı ayrı tesirlerinin halitasını yapan muhtelit bir içtimaî terbiye almıştı. / Annesi ve babası ona halis bir şarklı itiyatları vermişlerdi; ... Fakat İstanbul'a yerleştikten sonra, Neriman'ın akrabalarından, bilhassa büyük dayısının ailesinden aldığı tesirler bambaşkadır. Galatasaray'dan çıkan ve tahsilini Avrupa'da bitiren büyük dayısı ve kızları, Neriman'da Garp hayatına karşı incizap (cezbetme, çekme, çekilme) uyandırmışlardı. (...) Lozan sulhundan sonra, resmî Türkiye'nin de kanunla herkese kabul ettirdiği bu asrîleşme, Neriman'ın ruhunda gizli gizli yaşayan bu iştiyaka (hasret) en kuvvetli gıdasını vermişti..."

Peyami Safa, roman kişilerini açıklamayı sürdürüyor: "Şinasi Neriman'ın gözünde, aileyi, mahalleyi, eskiyi, şarklıyı temsil ediyordu; Macit yeninin, garbın ve bunlarla beraber meçhul ve cazip sergüzeştlerin mümessili ve namzediydi." (s. 57) Roman dili değil bu, sosyoloji dili!

Neriman, baloya gitmeden önce, Şişli'de oturan (Fatih-Harbiye, yalnızca bir tramvay tabelası değil, iki ayrı dünyayı da simgeliyor: Fatih, Doğu; Harbiye, batı) "Batılı" büyük dayısının "Batılı" kızlarıyla konuşmak, "onlardan fikir almak" istiyor, ama "fikir almak" yerine "iki dayızadesi"nin anlattığı bir yaşam öyküsünü dinliyor:

Yaşlı bir Rus kadınının çok güzel bir kızı varmış, gitar çalan fakir bir Rus artistiyle sevişiyormuş. Rus genci çok fakir olduğu için evlenemiyorlar, Beyoğlu'nun bir odasında sefalet içinde yaşıyorlarmış. Kız bu sefalete yıllarca katlanıyor. Sonunda kızın karşısına zengin, yakışıklı bir Rum çıkar, kız da Rus'tan ayrılır Rum'la yaşamaya başlar: "Artık refah, para, eğlence, her şey..." Ama Rus kızı mahzun. "Neriman, âdeta sıçrayarak" soruyor: "Niçin?" Anlatıyorlar: Kız, "tahsil görmüş bir kızdır ve sathî şeylere kıymet vermez, hakikî güzellikler arar." Rus gencinde varmış bunlar. "Yeni hayatı sahte." Kız, oğlanı bulur; oğlan, yüz vermez, kız da intihar eder. Neriman: "Ne benzeyiş! Rus kızının şahsında kendisini, Rus artistinin şahsında Şinasi'yi ve Rum gencinin şahsında Macit'i görüyordu." (s. 101) Bir rastlantı ve Neriman'da uyanış! Romancı, piyasa romanlarından esinleniyor sanki!

Romanın sonlarına doğru (s. 105) Neriman Macit'le karşılaşıyor, "Macit'i hakikî hüviyeti içinde yakaladığını zannediyor ve o güne kadar, fasılasız, aldatıldığını anlıyor. (...) Artık Macit'i düşünmüyor..." Düşündüğü zaman da "Macit sahte bir insandı." diyor. Rus kızının hikâyesi, Neriman'ı kendine getiriyor!.. Romancı, Neriman'daki değişimi şu ilkellikle açıklıyor: "Şehzadebaşı'ndan geçerken sokaktaki yolculara bakarak düşündü: 'Şüphesiz bunların içinde ne kıymetli insanlar var!' Hatırına hep gitar çalan Rus artistin arkadaşları geliyordu."

Romanın sonlarında Ferit'in (ya da Peyami Safa'nın) "Şark ve Garb meselesi" üzerine yaptığı uzun bir konuşma var: "... Bugünkü Garb medeniyeti, gittikçe, terkibine daha fazla miktarda karışan çeliği hazmedemiyor ve kusmak istiyor. (...) Mihanikî beşeriyet, Şarktan biraz muhayyele ve metafizik tasavvurlar dileniyor... vb." Sorun çözülmüş oluyor.

Şematik bir roman. Alabildiğine ilkel. Roman kişileri yok romanda, Peyami Safa'nın düşüncelerini aktaracak kuklalar var.

Peyami Safa'nın romanları hakkında genel değerlendirme Berna Moran'dan: "1922-1939 yılları arasında yazdığı romanlarda (Fatih Harbiye gibi. - F. N.) saptadığımız ideolojik yapıya bakarak, Peyami Safa'nın, aynı dönemdeki resmî ideolojinin anti-emperyalizm, anti-komünizm ve milliyetçilik gibi ögelerini paylaştığını söyleyebiliriz. Matmazel Noraliya'nın Koltuğu ile başlayan son döneminde ise resmî ideoloji karşısında geriye dönük bir tavır alır. Spiritizmaya, psiko kinesise merak saldığı ve dolayısıyla pozitivizme, materyalist ve determinist bir bilim anlayışına karşı çıktığı bu son döneminde din (mistisizm olarak) ideolojisinin egemen ögesi olur. Bundan ötürü 1960'lardan sonra Türkiye'deki resmî ideolojiyi daha da sağa çekerek, gelenekçi ve mukaddesatçı doğrultuda değiştirmek isteyen çevrelerin gözde yazarı olur Peyami Safa." (Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış, 1983, s. 213)

Fatih-Harbiye'nin baskı sayıları da Berna Moran'ın yargısını pekiştiriyor: Roman 1931'de yayımlandıktan ancak 37 yıl sonra, 1968'de ikinci baskı yapıyor. 1973'te yapılan 3. baskıdan sonra bir iki yılda bir basılmış, hatta 1995'te iki baskı yapmış ve 1997'de 17. baskıya ulaşmış.

OKURLARA: Temmuz'da tatil yapacağım. Ağustos'ta buluşmak üzere hoşça kalın. - F.N.

2347
0
0
Yorum Yaz