MEKTUP /FİKRİ UZUN
15/12/2008 · Kategori: oyku
MEKTUP
Hobu Kadın, yumurta biriktirir, her hafta gelen yumurtacıya satar, parasıyla eve gaz, tuz, sabun, arada bir de, bir kap kibrit alırdı. Bir kap kibrit, bir yumurtaydı.
Geçen ki gelişinde satmadı, kibrit de almadı. Verdiği yumurtaların karşılığında, mektup zarfı ve kâğıdı getirmesini istedi. Yumurtacı; zarf ve kâğıdı getirdi. Hobu kadın, yüklük dolabındaki yatakların altına sakladı. Yumurtacıya, yumurta karşılığı getirtip, yüklük dolabındaki yatakların altına sakladığı zarf ve mektup kâğıtlarından birer tane aldı, buruşturmadan koynuna soktu, yola çıktı. Ilıcadan geçerken elini yüzünü yıkadı, ön bezine sildi. Beş altı yüz metre yürüdü, Orta Köye geldi.
Öne eğik, omuzları kabarık, kolları açık yürür, kirli beyaz giyinirdi.
Topal Bayramın Uzuncuk, gittiği mahalle mektebinde, namaz surelerinin yanında yeni yazıyı da okumayı yazmayı öğrenmiş, duymayan kalmamıştı.
Hobu kadın Uzuncuğa, askerdeki oğluna mektup yazdıracaktı. Kadın başına her kapıya mektup yazdırmaya gidilmez, laf-söz edenler olabilirdi.
Kapının önünde, Uzuncuk çam kabuğundan teker yontuyor, nenesi Koca Ayşe civcivleri doyuruyordu.
Hobu Kadın, bağırarak: “Aay Ağşa ablaaa, evde misiniz?” demeğe gerek kalmadan, kediye köpeğe dolaşmadan yanlarına kadar geldi.
Koca Ayşe, yumurtayı katıca pişirip, ufalamış, önündeki katık kabının içinde yumurtadan yeni çıkmış civcivlere yediriyordu.
Uzuncuk, çerden çöpten kağnı arabası yapacak, tekerleri ona takacaktı.
“Maşşallah,- maşşallah, benim karatavuk ta gülük oldu, altına yedi yumurta koydum, yedisi de cılk çıktı” dedi, yere oturdu Hobu Kadın.
“Benimde ikisi cılk çıktı A Fadime. Şeytan kulağına kurşun, beş şey var. Büyürse bize yeter. Hoş geldin, sefa geldin” dedi Koca Ayşe. Civcivlerin yumurtasına amrukmasınlar diye yem atmış, tavuklar yemini yemiş, çevrelerinde dolaşıyor, yan gözle onlara bakıyorlardı. Yabancıladıkları Hobu Kadına mı, civcivlerin pişmiş yumurtasına mı baktıkları belli değildi.
Hobu Kadın:
“Uzuncuğun okuma yazmayı söktüğünü duydum. Oğlana mektup yazdırmaya geldim” dedi.
Koca Ayşe: ”Söktü Allah’a şükür. Babası öte yüzde okutacak. Hocaya haber yollamış, sağ olsun hoca da kırmadı, hem namaz surelerini, hem yeni yazıyı öğretti. Maşallah her şeyi saldır-saldır okuyor.
“Ay oğlum gel, Fadime Ablana bir mektup yazıver” dedi, Uzuncuk, yanlarına geldi:
“Evden defterimle kalemimi alıp geleyim” dedi. Gitti aldı geldi. Hobu kadın zarfla mektup kâğıdını Uzuncuğa uzattı. Uzuncuk; bir zarfa, bir kâğıda, bir de kalemle defterine baktı. Zarf ve mektup kâğıdını ilk kez görüyordu. Ona göre, yazı deftere yazılırdı.
Bu konuda Hobu Kadın Uzuncuktan daha deneyimliydi.
“Mektubu, mektup kâğıdına yaz” dedi.
Uzuncuk, defterini de bırakamadı, mektup kâğıdını eline aldı, evirdi çevirdi baktı; içinden:
“Defter yaprağından büyük” dedi. Defterini yan çevirdi, mektup kâğıdını üstüne yatırdı beklemeye başladı.
“Yaz” dedi Hobu Kadın. Uzuncuk kalemi kâğıda dokundurdu, yine bekledi.
“Yaz sana” dedi, Hobu Kadın yine.
“Ne yazayım, sen söyle ben yazayım” dedi, Uzuncuk.
“Ey, sen okumayı öğrendin de mektup yazmayı öğrenmedin mi?” dedi Hobu Kadın.
Uzuncuğun başından kaynar sular döküldü. Nasıl bir şeydi “Mektup yazmak?”
Nenesi torununun zorda kaldığını anladı.
“Git, Gıdık Çavuş’a sor da gel” dedi.
Gıdık çavuş, askerde okuma yazma öğrenmiş, çavuş olmuş, teskereyi alıp geldiğinde, askerde olduğu gibi, çevresinden askere gidenlerin mektubunu yazar, gelenleri okurdu.
Uzuncuk gitti, işliğinde mıh kesen Gıdık Onbaşı’ya mektubun nasıl yazıldığını sordu. Gıdık anlattı:
“Mektup yazdırmaya gelen, zarf kâğıdıyla gelir. Mektup kâğıdını bir kitabın üstüne yatıracaksın. Kalemi eline alıp yazmaya başlayacaksın. Yazmaya başlamadan, mektubu kime yazdırdığını bilmiyorsan soracaksın. Diyelim ki, askerdeki oğluna yazdırıyor:
‘Birücük oğlum; evvela üzerime farz olan Tanrı ve sonsuz selâmlarımı sunar, her iki kara gözlerinden öperim. Oğlum, nasılsın iyi misin inşallah iyisindir. Eğer sen de benden sorup sual edecek olursan hamdolsun şükrolsun iyiyim. Seninde bu minval üzere olmanı Cenabı Allahtan niyaz ederim.
Oğlum oralarda havalar nasıl, hamdolsun şükrolsun buralarda havalar iyidir. İnşallah oralarda da iyidir.
Başka bir diyeceğim yoktur. Senin bir diyeceğin varsa yazarsın’ deyip, bitirirsin.
Diyelim ki sen askerdesin, babana mektup yazacaksın. O zamanda; ‘Pek muhterem pederim…’ diye başlarsın, gözlerinden değil, ellerinden öperim dersin.
Haa: Mektup kâğıdının arkasına bir kuş resmi çizmeyi unutma. Kuşun ağzına bir zarf çiz, altına da şöyle yaz: ‘Haydi mektubum uğurlar olsun. Seni oğluma vermeyenin iki gözü kör olsun’. Mektubu yazdırana oku, zarfa koy. Askerdeki oğlunun yazıp yolladığı mektubun altında: ‘Adiresem şudur’ yazar. O adresi zarfın üstüne yaz, eline ver. Onlar Apışak’tan şehre yollar, postaneye attırırlar” dedi.
Uzuncuk, koşa-koşa eve geldi. Hobu Kadın, Koca Ayşe ile oturdukları kapının önünde konuşuyor, bu yıl rahmet yağmadığından, bostandaki kabakların büyüyemediğinden, mısırların cılız kaldığından söz ediyor, gözlerini de civcivlerden ayırmıyorlardı. Her an kedi kapabilirdi. Büyüyüp kanatlandığında, kediden korumak istemez, yırtıcı kuşların kapmasına önlem alınamazdı. Kimi zaman da, köpekleri atlatıp, kümese tilki girebilirdi. Sağ kalabilenlerden ferik olanlar, bir yaşına yaklaştıklarında yumurtlamaya başlarlardı.
Uzuncuk Hobu Kadının mektubunu, Gıdıktan öğrendiği gibi yazdı. Yazdığı mektubu Hobu Kadına okudu.
Hobu Kadın, mektup biter bitmez, hıçkıra-hıçkıra ağlamaya başladı.
Ağustos 2008
( 06 Eylül 2008 )
TÜM ÖYKÜLERİ / FİKRİ UZUN
______________________________________________
BÖYLE OLURDU ORALARDA KIŞ GECELERİ / FİKRİ UZUN
CANSIZ HAYAL / ÖYKÜ / Fikri UZUN
ÖKÜZ ARABASI / ÖYKÜ / Fikri UZUN
ŞAPKADAN KİM ÇIKACAK? / Fikri UZUN

