25 11 2011

KIRMIZI YEL 1971

•    KIRmIZI YEL 1971
Fıratın olam,
akam akam durulam
Sekin olam
karış karış yarılam
Biz oralarda sıçmayı unutmuştuk hakim beğ. Yiyeceğimiz yoktu ki bokumuz beslene.Kıtlık dişini bize geçirmiştir yani.Güneşimiz buluttan çıkmaz.
Felek, göğülen yerin arasına germiş canımızı.Genede gevrek çilemiz kopmaz ortadan. Hakim beğimiz, sen bilimisen kırmızı yel nedir, ne değildir  Ben anlamışamki bilmiysen.  Bizim Muğdetliyi çok sever oldu mübarek. Eskilerde esmezdi ama musallatı iki yıldır çökmüş tepemize.Şimdilik ben lafın tabanından başlayamda üstünü tireye kurban.Ekmeğin tohumunu toprağa atmamız hiç zorumuza getmiy.Kış tükenir, toprak çimini pür gibi vurur yüzüne.Ekin olmaya yüzü yakın,başlar gardaşlanmağa.Bazen bir kökten bir tutam sap çıkar.Zaten sekilerimizin huyuna kurban, aldığı emanete hıyanatlık etmez.Ekinin kökü olur safi kamış. Sıpayı çeksen içine göstermez oliy.Gayrı tasanın kendi durmaz bizde. Sevinişirizki mahsul bereketi tuttu diye. Bizde kursak var da, hayvan kısmında yokmu belliysen. Onlarınki samanına, bizimkisi tanesine ansır. Kelleleri taze kılçığını gösterir, besbelli arkasından çiçek uçuracak. Ardından da tanesi sütlenecek.Gün olur devran döner, bıldırcınların ötme zamanıda gelir...
Ula birde döner bakarız ki, kırmızı yel esmeye başlamış. Hele sen sor ki, sebebi nedir.. Vallah bilmemiş hiç kimse sebebini. Nereden beslenir,gözü nere,hiç bulamamıştık.Solak solak üfürüyki beğ, ben nasıl anlatam.Harman tozu gibi ipince sıvanırki, tozuna değmedik yer kalmaya.Ahan kıtlığı o yel,kendi içinde taşiy ha. Bizim hökümümüz öyle olmuştur.Bir kere ekinin yaprağı  oliy sersefil.Kıpkırmızı küfe kesmiş gibisine.Yaprağının üstüne canlı konan sinek ölü kaliy.Şıra dökülmüş gibi.Sanırsın sakızdır ha.Başaklar köreliy.Tenesini havaya savursan bomboş havayı delip de düşemiy.Bakmışsan yelle bir olup savuşmuş.Biz hiç biçmeyiz böylesi ekini,hakim beğ.Neden dersen, tohumunu bile geri vermez.Eline, harmanın dibinden başka ne geçer belliysen kurban...Şimdilik sen gene sorkine, bu hal kaç yıl kalmış başımızda.. İki yıl beğimiz iki yıl.Muğdetlide durulacak günümüz azalmıştır.Zaten keyfe nasibimiz koca bir kuş bokuydu.O da başımıza düşmez olmuştur. Kardaşlıklar, ula dert gezer ama, elbet bunun dermanıda gezer diye söylenmişlerdir.Aşıtlara savrulmuştuk.Yel önünde kuru kengerlere dönmüştük.Bu hesaptan herkes canını atmıştır Siverege,Helvana...Essah işin kendini arıylar..Ama ben Muğdetliden göçmemişem.Şimdilik hakçası budur.Hem kabiristanımızın yedi kat toprağı benim atalarımla karılmış.Her yer kefen eskisidir yani.Nasıl bırakamda gidem...Açlık canını yanında taşiy.Yakıştırmam yürek soğutmasın ama,hüda, can taşıyanın bir tepesini, birde kıçını delip koyvermiş,tepeden lokma sokiysan, altından fışkı çıkiy.Demem odur ki, lokmaylan fışkının arasını Cenabı Allah, yiyecek için yaratmış.Öyle değilmidir..Dedik, ula içimizde  kalemi kağıdı gören, bilen var.Siverek hökümatına,Urfa hökümatına mektupla name yazarak, bir bir duyarak halimizi.Belki bir arkalayanımız olu, bir sahip çıkanımız...
Derken, Siverek hökümatından bir daire adamı gelmiştir yel zamanı.Adına mühendiz mi ne deyiler. Dışarıda atımızı. içeride çulumuzu bayrak çekmişiz altına. Davul dümbelek çalmışız.Tabakamızı açıp önüne sürmüşüz.Çünkü biz bize vereni. biz herdayim dört başımızın tacı ederik kurban.Ayağının altının suyunu içerik.Ama velakin mühendizimizin yüzü örtük gelmiş nedense.Bir ayağıda özengide, hali gidici...Sonunda mahsulü bir iyice gezdirip gözüne göstermişik.Ekinimize bakıp bakıp demiştirki  'Bu kırmızı yel değidir'.Dura kalmışık,Vaayyy..Kaşının üstünden bize bakıp deyikine,'Bu kınacıktır'İyi söylersin mühendizimiz.Tamam senin  dediğin ola. Ama çaresi ne sen ilkin onu söyle..
Demiş 'Hökümata duyurma vaktimiz gecikmiş.Süvalinizin çaresi şimdilik yokturdur.Bir iki sene sekilerinizi nadasa koyasızki, dinleneler.İyice mikrobu kırıla..' O vakit de bizim hesabımız tükenir.Kökten kırılırık babo, demişiz. Gene baş sallayıp deyikine,'Ben birde ziraat dayirasına rapor yazam.Belkim size tohumluk buğday verirler...'Ula Allahın adamı ,  sen kendin ziraat dayirasının adamısında, rapor yazıp duyurmana ne hacet.. Haceti,koltuğumuza ağır taş koymak..Ne yapak..Kışın önü görünmeye başlamış.İçeri dara, dışarı kara kesecek.İçimizin havası zaten kelleşip duruydi hakim beğ.Velhasıl, hökümatla bir dil bağımız olmamıştır.Vallah kurban, biz çok ot yemişik.Ekşisi oliy,acısı oliy.Tuza bas, elinde ovcala ye.Ademoğlunun gene dilivar, konuşur .Ya davarımız, sığırımız ne yapa..Derisiylen kemiği arasında etleri durmaz olmuştur.Bizi  sorarsan,karnımız kursağımıza değmiş.Açlık meğer bizi ne çok ararmışda haberimiz yokmuş.Dilimiz demiş,'ula gel şu hayvanları kes kes ye.Bugün bizim ise, yarının   sahibi başka.Üstelik de kıyametin ucu görünmüş.Hiç olmazsa, eti kursağını, gönü ayağını ılıştırır.Olmuyor hakim beğimiz, olmuyor.Mübareklerin ağızları var, dilleri yok.Birde olsa, dertleri kimbilir neler söyler..Hem bizim ekmek teknemiz, onların tırnağının ucunda.Biz herdayim helali öperik. Ben sebep olarak tüfeğimi satmışam.İçim büzülmüştür.Rahmetli babam, bana kaç defa söylemiştiki,'sakın satmayasın..' diye.Açlık babamı geçmiştir yani. Köyün değirmeni vardı Fıratın kenarında. Buğday öğütmeyi unutmuştur. Değirmene kıtlık gelirmi..Bize gelmiştir. Taşın dönüşü nohutlan mercimeğe ayarlanmış. Genede ahir dünyada şanslı olanı vardır, olmayanı vardır.   
Değirmene bir çuval buğdayla geleni de görmüşük kurban.Buğday bulaşığının ardında nöbet sırasını bozup kendi malını döken çıkmıştır ki, hır gür, buğday tanesinden çok..Pötürgede, Gergerde, mısır koçanı bol oliydi.Her bir çuvalına vermişem bir tilki postu.Getirmişem yüklerlen..Hele sor ki, yalnız senmi getirmişsen..Ben değil, Muğdetli de herkes getirmiştir. Hakim beğimiz, sen bilimisen koçan ekmeği ne tattadır..Ben anlamışımki, bunu da bilmiysen.Bak onu da anlatam..Koçanı tokmakla ezmişem.Muğdetli de herkesin işi olmuş koçan ezmek. Güneş doğra, bakar biz koçan ezerik, küt küüt, küt küüt...Batarken döner bakar ki, gene biz koçan ezerik. Taham değil ama, kuru kursak hatırı. Ezilecek ezilecek...Taşın dibeğinde döğülmesine sıra gelir sonra. El değirmenlerimiz döner, otuz iki damarımız kiriş olmuş açlıktan. Yanağımız dersen ele gelmiy. Koçan unu diri olur hamura gelmez. Hele tandıra tav hiç olmaz. Avradım, nohutlan mercimek unu katmıştır.Süpürge tohumu da tuzu biberi. Isırganla, yonca, yarpuz otu da kaynatıp suyunu sıkmış, otunu hamuruna katmıştır. Sebebi, hamuru iyi tuta da ele gelince dağılmaya. Hamurun rengi olmuştur safi yeşil. Tandıra çalmışız, ekmeği olmuş kapkara. Tadı yavan, tuzlu. Sıçmasına gelince, nefesimiz sökmiy.Ağzımız damağımız cılk yara olmuştur. Puturak çiğniysen sanki. Çağalarımızın ağzı hepten ulmuş, yara olmuş. Puturak ne mi.. Sen hiç dağ bayır görmemişsen mi hakim beğ..Dikendir ha, diken...Kabiristanımız kazmayla küreği yanında tutmuştur hep. Ölümün ağır devesi çökmüştür kapımıza. Açlık bizim Muğdetlinin çağalarını almıştır ilkin. Sonra sırasını getirmiştir ihtiyara, düşküne. Öyle bir iş ki, komşu komşuya kabirde yetişemez olmuştur. Çünkü herkesin birer ikişer ölüsü arkası arkasına.. Yani açlıktan mezarlığa yolumuz çifte gelmiştir. Şükür siye, Allah bir dileğimizi bol vermiş. Ölü yumaya suyumuz kıt değil. Fırat başımızın ucundan akıp gidiy..Biz bazı bazı Fıratın balığını da kollamışık. Ama kışları kolayı yoktur Fıratın.Çok boğulanımız olmuş, acıkan yerimiz bir de acıyan yer olmuştur. Benim kirvem vardı, adı Hamzadır. Bulut gölgeli, yiğit Hamza. Ben her zaman onun adını öperem. Bana demişler ki bir gün. 'Hamza damında yatiy, hastadır'.Getmişem yanına. Kirvemin ağzında tükürüğü büyümüş. Başı da çevrinmiş Fırata. İstifra ediyki, yeşilin alası. Tenide alaf gibi yaniy. 'Vay kirvem, bu hallerini nereden almışsan..' diye sormuşam. Dili söyliy, 'Baldıran kökü kazıp yemişem..'Hamza bu meredi biz de yemişik.Bu sendeki başka hal olmaya..Baldıranı kızgın küle gömmedenmi yemişsen yoksa..'Hiç ses vermiy. Virha bastırmış gözünü Fırata bakıy.'Yayım kırıldı, deyip deyip ağliy.Canı daralmış, eli kaşıdığı yeri bilmez olmuş. Hemen höküm yürütmüşsem, ne malum gelincik kökü yemediği diye..                                                                    
İlkin okunmuş tuzlu kül yalatmışım. Sonunda samanlıktan kırkayak bulmuş, ezip suyunu içirmişem. Gece bırakıp, sabaha gelmişemki, kirvem Hamza yokturdur. Ula Hamza nere gettin.. O gece kirvem Hamza kalkmış tabanının üstüne. Elini kaldırmış, demiş "Şu Fıratın yüzündeki yanan ateş kimindir" Avradı dörtgöz olmuş bakar ki, orada ateşin çekirdeği yok. Ağlayarak kocasına sarılır. "Ağam, görmiysen mi orada ateşten alaftan eser yok. Şeytanlar mı almış yoksa aklını "Hamza, gene dönüp diyikene, "Hele söyleyin o ateş kimindir "Bacıda dayanamayıp, "O ateş felektir ha ..bizleri açlığa diri diri gömmeye çalışan felek..." kirvem Hamzanın sesi kalkmış, köprü olmuş Fırata. demiş. "Tez öyleyse atımla silahımı getirin. Ben o feleğin üstüne gideceğim.."Belliki çıldırmış. Sonunda gidişi olmuş da, dönüşü olmamıştır kurban. İki kış böyle geçmiştir üstümüzden. Tezeğimiz ateş almiy. Bulguru unuttuk, kazanımız kaynamiy. Acımızdan oklavayı yalar olduk. İyice doyduk sıkıntımıza. Eskiden birimizin taşıdığı canla, üçümüz, dördümüz geçinir olduk. Sonunda gördükki, başımız cıvlanmıştır kellikten. Besbelli gırtlak yoksullayınca tepemizde ki saç da aliniy. Ama velakin avradımın karnı da iki de bir dümbek gibi şişmede.Ula kızılkurt tuta seni.. Nedir böyle üstün kuru, altın şişiy...Deyi ki "senin sidiğindir ha.."Neyse ora çarpıldık, bura çarpıldık, sonunda gene imdadımıza Şıh yetişti kurban. Şükür siye, sekiz tane çağamın hiç birisi telef olmamıştır ama, gene de muskasız insan, susuz balığa benzer,hakim beğ. Baktım lokmamız cip azalmıştır,hem canlar, hemin de toprağımız için bire karşı iki muska yaptıram dedim. Bölünen ekmeğimiz elbet bir gün yapışır niyetine. Elimde bir kese buğday tohumu. Şıhlara okutamda öyle ekeyim dedim. Zülkefil ziyaratına varmışam. Şıhımın adı Feytullahtır. Duası ulu, tılsımı minareyi aşar. Ayak tozunun yetimi, yollarının seyyahı olam onun. Ziyaretin önü arkası mahşeri kalabalığı toplamış kendine. At, eşek, düven üstüne uzatılmış hastalar görmüşem. Dert çekip, "Vah vah" ediyler. Ne hikmettirki kurban, orada da atla gelen önde, eşekle gelen arkada... Şıhım sakalına kına çekmiş, gözüne sürme. Ben, ezelden zihnine ayan olmuşam.  Öğrenmiş adımı."Resul du senin adın değilmi " diye sormuştur. Hem vallahi, hem billahi çok sevmiştir beni.Karşısında ruhum dumana tutulmuş, içime sıcacık bir şeyler akmıştır.Başımın üstünde abdest tasını döndürmüştür üç sefer. Gövdem düşünemez olmuş, ahiretin korkusu bedenimi sarmıştır.Sormuşam "Yelin hikmeti nedir " çiftçilik haram oldu bize. Tenimiz kanı unuttu. Açlıktan iliğimiz boşaldı. Üstümüzden nice dalga denizler aştı. Hocamın diyesi, "Allah deldiği boğazı aç komaz.Yılan yılan iken toprağı öyünle yalar. Tuz ilen ekmek hakkını bilmeyip, kör olmuşsunuz, Allahın kulları..Ve de emeğinizden.yana fesat saçanınız büyük. Tüm ümmet tövbeden yana kısırlık etmiş.Hele sen Resul adınla, adı verilene çekmişken,sadaka hakkını unutmuşsan. "Dilini öperim Şıhım ama, bizim rızkımız hep böyle parça püncükmü gelecek...Günahımız hep ekmeğimize mi sürülecek..Düşünmüştür ve de ağlamıştır.."Görüysen ne hallere geliyem sizin yüzünüzden  " demiştir. Tohumumun içine ziyaret toprağı katmıştır. Dizinin altında bir gün, bir gece bekletmiştir. Söyleyişi ki şu ki, "Yelin aslı tanenin içindedir". Avucuna kırk tane sayıp, bunları dişiyle kırmış yemiştir.Ardından,düşmanımız kırmızı yele karşı tahtaya yazı yazmıştır. Ve de, çorba kaşığını yalayıp geri vermiştir kurban. Şimdi durmuştur hakim beğimiz. Of boşaltıp rahatlamıştır konuşması. "Açlık yorulmuştur.Yaktığı yeri gene yeşerten Allahtır. Toprağımız yiğit, zahiremiz çok olucak. Muğdetlide birbirine kuşanmış bir çift yılan bulup, üstüne sofra bezini atasın. Dileğinizin tümü olacak. Abdestsiz ayağını sekine, avucunu kesene değdirme. Yedi kere tarlanın çevresini dolaş. Harmanının ortasında namazını kılasın. Hicap etme. Rahmet gırtlağınızdan bolca geçecek...Yalnız, Cenabı Allaha kanının hasını akıtmayı da unutma.."Dönmüşem Muğdetliye.Bakam göremki, damda ölenim kalanım yok. Fazlası avradımın karnı boşalmış. Sevinmişem.Anlamışımki, ulu şıhımın gölgesi üstümde. Şükür şıhları yaratan Allaha hakim beğ...Hemen adına kirvem Hamzanın adını koymuşam.Horoz bulup, andına kesmişem.Feleğin üstüne giden kirvem, böylece geri gelmiştir yani..
Tükürmüşem avucuma, geçmişem sekinin başına.İşimin ucunu iyi beslemişem. Hem güz çifti koşmuşam, hem yaz. Bahar ağzı sarı çiçekler almış ortalığı. Eşek arıları çoğalmış. Dedik, tamam, bereket iyi olacak.Sana nasıl anlatam hakim beğ, bir ekin olmuş, bir ekin olmuş, yağmur üstten, toprağın kendi alttan ekinin boyunu çekiyler. Zaten gökten ne yağmışta, yer kabul etmemiş..İkisinin üsiyeti bir tutmuş. Fırat gibi taşmış tarlamda.Yılan girse sökmez olmuş. Sapından tut, adama dayak çeksen çekilir. Muğdetlide ekinin tümü güneşle toprağın tadını almış. Sanırsın tarlalar safi ekmeğe kesmiş.Kırmızı yel haşa huzurdan bok yemiş. Tırpanı vurmuşam ekinin beline.Bellersin ki, Fıratın kenarında kamış biçiysen. Hışır da hışır..Ambarımız, kuyumuz safi buğdaylan dolmuştur.Harmanın bilem hakkını bırakmışam, kurt kuş gelip nasiplene. Karıncanın, sıçanın ocağına avuç avuç tene dökmüşem. Tüm mahlukatın karnını doyurmuşam yani hakim beğ. Evime unluk girdiğinde, ilk yağmurun suyunu süte yoğurda çalmışam. Yalanmış kaşığı, soframdaki canlara öptürmüşem yedi sefer. Ama şıhımın benden istediği, kanın hasını da unutmamışam haaa...Düşünmüşem, düşünmüşem...Ula bu kanın hası ne ola ki..Nasıl bir can alamki, Allahın adına boy çıka..Malımın gücü yetmez buna. Külahımı önüme alıp düşünmüşem. Kaç sefer akıl sökmüşem.Gözüme çöp gerip uyumamışam. Zihnime kanım çıkmaz olmuştur. Ahiretin gölgesi zaten beni almış altına. Birgün oturuyam damımın önünde. Avradım, çağan Hamzayı emziriy. Diğerleri de oynaşıylar. Avrada demişem, ula bizde çağa sürüylen. Biri eksilse diğerlerinin gölgesi var. Ha Fırat almış birini, ha açlık. Allah, dar zamanımızda  Azrailini bize göstermemiştir. İstese tümünü bir solukta yerle yeksan etmezmiydi.. Avradım demiş "Heee, sözün doğri söyliy.." Öyleysem Hamzayı ver de kurban edem...Avradımın yüzü çalındı "Essahmı konuşiysan..Sen uşağı sidiklemi olur belliysen"..dedi.Bende dedim hee..Yüzü kırılmış. İşte o zaman vermişem köteği beline beline...Sövmemin tümü ona olmuştur. Ula Allahtan kork, kıtlığın zamanı geldiğinde sen demiyormuydun şunlardan birkaçının sofradan canları çekilse. İşin gücün ne, pok yiyen..Gene doğurursun, sidiğimi Allahtan ne hakla sakınıysan...Kapmışam kucağındaki uşağımı. Bir gün aç, bir gün susuz komuşamki, kursağındaki dünya malı eriye. Değirmenin çark suyundan abdest alıp çimdirmişem. Harmanın ortasına çekip, namazını kılmışam. Gözünü bağlamışam. Hizasını kıbleye verip bıçağımı çalmışam, hakim beğ....

75
0
0
Yorum Yaz