25 08 2011

Karabibik / Nabizade Nazım

Karabibik / Nabizade Nazım

(1862-1893)

Annesini çocuk yaşta kaybetmesi nedeniyle çocukluğunu ve gençliğini çok  mutlu yaşayamamıştır. Büyük Annesinin yanındayken Tophane Mahalle Mektebi’ni bitirdikten sonra Salıpazarı’ndaki Fevziye Rüştiyesi’ne başladı daha sonra Beşiktaş Askeri Rüştiyesi’ne girdi. İdadi(lise) öğrenimini bu okulda bitirdikten sonra yüksek öğrenimini Mühendishane-i Berri-i Hümayun’da (kara askeri mühendis okulu) okudu ve 1884 te topçu mülazım-ı sanisi (topçu üsteğmen) olarak bitirdi; Mekteb-i Harbiye-i Şahane’ye (genel kurmay okuluna) başladı. Bu okuldan da, 1886 da Erkan-ı Harbiye yüzbaşısı olarak mezun oldu. Nabizade Nazım, başarılı bir öğrenci olmasından dolayı bitirdiği okulda öğretim üyesi oldu;”yüksek cebir”,”istihkam”ve”topoğrafya” gibi dersleri okuttu.”Keşif ve araştırma” yapmak için Suriye’ye gitti. 1890 da İstanbul’a geri geldi. Bir arkadaşının yardımıyla daha önce görüp sevdiği kızla evlendi. Ancak mutluluğu evlilik yaşamında da bulamadı; evlendikten çok kısa bir zaman sonra kemik veremi oldu. Haydarpaşa Hastenesi’nde iki yıl tedavi gördü ancak iyileşemdi; 6 Ağustos 1893′te yaşamını yitirdi ve Üsküdar ‘da Miskinler Tekkesiyakınındaki mezarlığa gömüldü.

Köyü konu alan ilk gerçekçi romanımızolan Karabibik‘in yazarıdır. Realist – naturalist etkilenmeler taşıyan sanatçı­nın, gözlem ve araştırma gücü dikkat çekicidir. Yazarın diğer romanı betimleme ve psikolojik tahlilde oldukça başarılı olduğu Zehra‘dır. Edebiya­tımızın ilk tezli romanıolan Zehra’da, İstanbul’daki bir Türk ailesinin yaşamı anlatılmaktadır.

Türk edebiyatında Nabizade Nazım, ilk köy romanı olan "Karabibik"ten altı yıl sonra yayınladığı "Zehra romanı" ile Tanzimat romancılığımızın töresel gerçekçiliğinde etkin bir aşamayı vurgular. (1896) Bilinçli realizm ve natüralizm akımını uygulamaya çalışır. Namık Kemal romantizminden uzaklaşma çabasını başarıyla sürdürür. Tazimat Edebiyatı ile Servet-i Fünun Edebiyatı arasındaki Türk aile yaşamının günlük izlenimlerini, İstanbul Beyoğlu serüvenlerini, günden güne sefalete sürüklenen bir insanin psikolojik dünyasını Suphi'yle birlikte yaşarız.

Zehra Özeti

Zehra, zengin bir tüccarın kızıdır. Öksüz büyümüştür, kıskançtır. Babasının kâtibi Suphi'yle evlidir. Kocasını gözünden bile kıskanırken, bir de onun evdeki güzel cariye Hüsnücemal'i sevdiğini öğrenmesi, Zehra'yı çileden çıkarır. Cariyeyi evden kovar. Zehra'nın sinirli halinden yılmış olan Suphi karısını sevdiğihalde, Hüsnücemal'e aşık olduğunu iyice anlayarak boşanmayı göze alır, cariyesiyle evlenir. Yeşilköy'de bir eve taşınır, Zehra'yı yüzüstü bırakır. Hüsnücemal'den öç almak isteyen Zehra, Suphi'yi ondan soğutmak çaresi arar. Ürani adında çok güzel bir Rum yosmasını bir aracı kadın aracılığıyla Suphi'ye tanıştırır. Ürani, Suphi'yi işveyle, nazla kendine bağlar. Başka erkeklere bakıp kıskandırarak ilgisini sürdürmekle kalmaz, çılgına çevirir. Suphi artık ne Hüsnücemal'e ne de Zehra'nın babasından kalan ticarethaneye uğrar.

Hüsnücemal çocuğunu düşürür, intihar eder. Öte yandan Zehra Suphi'nin katibi Muhsin'le evlenmiş, ticarethanenin yönetimi ona geçmiştir. Suphi, git gide parasız kalır. Ürani onu küçümsemeye başlar. Sonra bir gün artık işe yaramaz bulup atar. Suphi beş parasız, bekâr kalınca sokaklara düşer. Gidip tulumbacı yazılır. Bir gün iyice sarhoş olup Ürani'yi yeni dostuyla birlikte öldürür. Mahkeme, delil yetersizliğinden Suphi'yi beraat ettirirse de, böyle bir serserinin, İstanbul'da kalmasını doğru bulmayarak Trablusgarp'a sürülür. Zehra'nın hala sevmekte olduğu Suphi'nin başına kıskançlık belasıyla açtığı dertlerden çok acı çeker. Suphi'nin kimsesiz kalan annesini sokakta ölmüş görünce, vicdan azabından yataklara düşer. Bir daha kendine gelemez ölür.

 

**********************************************

 

Türk Edebiyatı'nın ilk gerçekçi uzun hikayesi ve ilk köy romanıdır. Zehra romanından altı yıl önce yani 1890 yılında Nabizade Nazım tarafından yazılmıştır. Toplumcu tutumuyla günümüz hikayeciliğine yaklaşır. Toprak sorunu, geçim derdi, insanın doğayla pençeleşmesi, yöresel gözlemle Anadolu gerçeklerimizi yansıtan ilk bilinçli hikaye olarak "Karabibik" öncelik kazanır. Antalya'nın Kaş ilçesine bağlı Beyelik köyünde yaşamaktadır. Karabibik, sekiz dönümlük tarlasında yaşamını sürdürmek zorundadır. Tarlasını sürmek için Koca İmam'ın öküzlerini kiralar. Kızı Huri'yi Koca İmam'ın kayınçosu Sarı İsmail'le evlendirebilse öküzleri kiralamaktan kurtulacaktır. Sarı İsmail başka bir kızla evlenince bu umudu suya düşer. Tefeci bir Rum'dan yüksek faizle borçlanarak, bir çift öküz alır. Tarlası, öküzleri olduğu için nasıl olsa kızına bir kısmet çıkacaktır. Ve çıkar. Kavgalı olduğu toprak ağası Yosturoğlu'nun yeğeni Hüsey'in sevmekte olduğu Huri ile evlenince, Karabibik, bu mutluluktan payını alır.

Nabizade Nazım'ın, Karabibik'i yazmadan önce Antalya'nın köylerine gidip çevre, kişiler ve kişilerin konuşmaları hakkında bilgi sahibi olmak için araştırmalar yapmıştır. Anadolu'yu ve Anadolu'da yaşayan kişileri yakından bilen yazar, doğallığı bozmamak için köylülerin konuşmasını bu romanda da olduğu gibi vermiştir. "Andalya'dan çağırmışla, muavna olacâmış." cümlesi bunun örneklerinden biridir. Yazar bunur yapmakla yerli ve mahallî öğelerden yararlanmıştır.

Köylülerin bakış açısıyla eserini kaleme alan Nabizade Nazım, köylüler için önemli olan tarla, hayvan gibi yerli öğeleri ön plana çıkarmıştır. Hatta kızların evlenmeleri bile köy hayatındaki yerli öğelere göre şekillenmektedir.

Yazar, köylülerin evlerini ve tarlalarındaki çalışmalarını gerçekçi bir dille betimlemiştir. Bu yüzden de eserde mekan önemli bir yer tutar. Köy yaşamındaki bu gerçekçi anlatım, metin ile metnin yazıldığı dönem arasındaki yakın ilişkiyi de ortaya koyuyor. Köy yaşamı için o zaman önemli olan öğeler esere damgasını vurmuştur. Bunlar: tarla, bir çift öküz, harmandan harmana borç ödeme, faizle borç alma, kız alıp verirken bazı hesaplan gözetmedir.

Köy yaşamı doğal bir şekilde esere aktarıldığı için eserin olay örgüsü okura köy yaşamının bütün doğallığını, köy yaşamında insanlar için nelerin önemli olduğunu ve köy yaşamının nelere göre şekillendiğini hissettirmektedir. Yukarıdaki metin Karabibik'in kızını evlendirirken neleri göz önüne aldığını göstermektedir.

Eserdeki kişilerin işlevi, bir Anadolu köyündeki yaşamı yansıtması için seçilmeleridir. Köyün zenginini Yosturoğlu, köydeki bir çiftçiyi Karabibik, köylülere faizle borç veren kişiyi Rum bakkal Yani, köydeki gençleri Karabibik'in kızı Huri ve Yosturoğlu'nun yeğeni Hüseyin temsil eder. Yazar bu kişilerle köy yaşamını ve kişiler arasındaki ilişkileri doğal bir şekilde yansıtmıştır. Bu kişilerin hepsi eserin yazıldığı dönemde bir Anadolu köyünde karşılaşılabilecek kişilerdir.

Romandaki kişiler toplumun içinden kişiler olduğu gibi, olayların geçtiği mekân da o günün gerçeklerine uygun bir mekândır. Yazarın gerçekçi tutumu hem mekân hem de kişi betimlemelerine yansıdığı için eserdeki mekânların gerçeklere uyduğunu söyleyebiliriz. Yukarıdaki parçada mekân Karabibik'in çift sürdüğü tarlasıdır. Bu tür mekân herhangi bir köyde görülebilecek bir mekândır.

Karabibik, natüralizmin deneye dayalı roman anlayışı doğrultusunda gerçekçi bir yaklaşımla yazılmıştır. Bu anlayış Tanzimatçılara Batı'dan gelmiş bir anlayıştır.

Eserden bir bölüm:

"Din... ha gözüm, ha!... Ç/ç ç/ç ç/ç ç/ç/ Yürrüüü, hööl... dah dahi.."

Karabibik birinci dönümü bitirmek üzereydi. Sağa sağa kaçmaya çalışan "Benekliyi övendirenin burnuyla yola getirmekteydi. Yüreğinde bir sevinç duyuyordu. Saban'in sapına çalımlı çalımlı sarılarak, kuvvetli demirin açtığı çığın üzerinde ağır adımlarla yürümekteydi. Harımın (Tarla ve bahçe çevresindeki çit) yanına kadar yaklaştı, Hayvanları harmanlatıp ikinci dönüme geçti... Hem yürüyor, hem şarkı gibi bir şey mırıldanıyordu: Bas gidelim, yavrum da bas, gidelim!

Etrafta çiftçiler kendilerini işlerine vermişlerdi. Yanı başında Deli Ali Koca İmam'ın tarlasını nadas etmekteydi. İki erkek arada sırada birbirlerine seslenmekteydiler:

Hey Deli Ali! Köşkerli Yusuf Ağa ni halt etmiş?

Körses'e gitmiş: beşlengisini almaya.

Sarı Simayil ni vagıt everiyoo?

Yaydan geri.

Artık Karabibik Huri'yi Sarı Simayil'e vermekten umudunu kesmişti; ama buna da artık lüzum kalmamıştı; çünkü kendisi de çift sahibi, mal sahibi idi.

Bundan geri kızımı yalvaran alsın... Zati, Yosturoğlu'nun yeğeni Hüseyin Huri'ye göz koymuş idi ya! Karabibik o kadar ahmak mıdır? Hüseyin'in daima kendi damı yöresinde dolaşmasındaki hikmeti anlamayacak mı ya. Hey kuzum hey, buna gençlik derler... Kendisi de vaktiyle o zaman böyle ihtiyar değildi; sakalı falan yoktu. Canım insan da ne çabuk kocayor

işte o zaman Huri'nin anası Sıdıka'yı böyle kovalaya kovalaya almıştı... Ya Sıdıka da kendisinden ne kadar kaçar dururdu... Hele bir kere, hiç hatırından çıkmaz, Karabucak köyünün yolunda, mah burada, tiyatronun yanı başında rast gelmişti. Şöyle üzerine doğru yörüyünce kadın: "aman ana" diye zaylak gibi bağıra bağıra koşup kaçmıştı. Ee ayol buna naz ederler. Bu hatıralar Karabibik'in keyfini artırdı. Şarkıyı yüksek sesle söylemeye başladı.

Deli Yusuf'un zurna gibi çarlak sesi uzaktan doğru işitilmekteydi:

Yire batası... Dün ni şekil gelmedin? İreceb'i yola salacaklâmış. Şüüt..."

Karabibik Deli Ali'ye seslendi:

Genem Deli Yusuf ünlüyooo.

He, he ireceb'i uğratacaklâmış deyoo... Senin haberin vâ mı?

Dün gün Yosturoğlu diyoodu, askere gidiyoomuş.

Andalya'dan çağırmışla, muavna (muayene) olacâmış.

Karabibik Yosturoğlu'nun yeğeni Hüseyin'i düşünmeye başladı. Gelecek yıl Hüseyin Esnana girecekti. Kızını bırakıp gidecek demekti. Kim bilir, kaç yıl kalacak? İhtimal dönüp gelemeyecek. Ni hal etmeli? Huri de artık kocamaktaydı.

Harımın deliğinden Huri göründü. Damda canı sıkılmış. Şöyle gezmeye çıkmıştı... Babasının yanına geldi. Öküzlere hayran hayran bakmaya başladı. Baba kız birbirine hiçbir lâkırdı söylemiyorlardı. Sanki iki yabancı gibi davranmaktaydılar. Arkadan Hüseyin de görünmesin mi? Karabibik hâlden anlarcasına gözlerini kırptı.

 

Nabizâde Nâzım Vikipedi, özgür ansiklopedi

Nabizâde Nâzım

Doğum

1862(?)
İstanbul

Ölüm

6 Ağustos1893
İstanbul

Milliyet

Türk/Osmanlı

Meslek

Yazar

Dönem

Tanzimat

Tür

Düz yazı

Akım

2.Dönem Tanzimat Edebiyatı

İlk eseri

Yadigârlarım, 1886

Nabizâde Nâzım (d. 1862(?) - ö. 6 Ağustos1893) Tanzimatdönemi Osmanlı-Türkyazarıdır.

Şiir, anı, hikaye, roman türlerinde ve bilimsel konularda eserler veren Nabizade Nazım, ilk Türkçe gerçekçi köy romanı olarak kabul edilen Karabibik’in ve Türk edebiyatındaki ilk psikolojik roman denemesi olan Zehra’nınyazarıdır.

Nabizâde Nâzım

1862 yılında İstanbul’da, Nişantaşı’nda dünyaya geldi. Tam adı Ahmet Nazım idi. Babası Nabi Efendi’yi ve annesini genç yaşta kaybetti. Ninesi tarafından büyütüldü. “Yadigarlarım' adlı yapıtında anlattığı anılarından öğrenildiğine göre mutsuz bir çocukluk geçirdi.

İlköğrenimini Tophane Mahalle Mektebi’nde tamamladıktan sonra önce Fevziye Rüştiyesi’nde sonra Beşiktaş Askeri Rüştiyesi’nde öğrenim gördü. Okulun İdadi (lise) bölümünü de bitirdikten sonra yüksek öğrenimini Mühendishane-i Berri-i Hümayun(Kara Askeri Mühendis Okulu)'da yaptı. 1884'te topçu mülazım-ı sanisi (topçu üsteğmen) olarak mezun oldu. Öğrenimine Mekteb-i Harbiye-i Şahane(Genel Kurmay Okulu)’da devam etti.

İlk yazısını henüz öğrenci olduğu 1880 yılında Vakit Gazetesi’nde A.Nazım imzasıyla yayımlandı. Bu yazı, “Esaret” başlıklı bir denemedir. Öğrencilik ve askerlik yaşamının devam ettiği 1880-1890 yıllarını aynı zamanda çok verimli bir yazım adamı olarak geçirdi.

Çok başarılı bir öğrenci olan Nabizade Nazım, 1886’da Erkan-ı Harbiye (genelkurmay) yüzbaşısı olarak mezun olduktan sonra kendi okulunda askeri öğretmenlik yaptı; yüksek cebir, istihkam ve topoğrafya dersleri verdi. Keşif ve araştırma yapmak üzere iki yıl Suriye'de görev yaptı. 1890'da İstanbul'a döndü. O yıl, ilk Türkçe gerçekçi köy romanı olan Karabibikadlı eserini yayımladı. 1891’de çıkmaya başlayan ve o günlerde bir bilim dergisi niteliği taşıyan Servet-i FünunDergisinin ilk yazarlarından birisi oldu.

İstanbul’a dönüşünden bir süre sonra sevdiği kızla evlendi ancak mutlu bir evlilik yaşamı olmadı. Evlendikten kısa bir süre sonra kemik veremi hastalığına yakalandı. Haydarpaşa Hastanesi’nde iki yıl kadar tedavi gördü ama iyileşemedi; 6 Ağustos 1893'te öldü ve Üsküdar'da Miskinler Tekkesiyakınındaki mezarlıkta toprağa verildi.

Edebî hayatı

Nabizade Nazım, daha çok romantizmetkiler taşıyan şiirlerini bilimsel konuları işleyen makalelerini, öykülerini Hazine-i Evrak, Mir'at-i Aem, Rehber-i Fünun, Afak, Berk, Manzaragibi dergilerle Tercüman-ı Hakikat, Servet, Mürüvvetgibi gazetelerde yayımlamıştır.

Şiirlerinde ölüm, tabiat, tanrı gibi temleri işledi. Şiirde çok başarılı olduğu söylenemez. Zaten kendisi de bunlara "Heves Ettim" adını vermiştir.

1890 yılında yayımlanan Karabibikadlı uzun hikâye denilebilecek romanı, edebiyatımızda ilk köy romanı olma özelliğini taşır, kendisinin “hakikiyyun” dediği realist bir eserdir. “Zehra” (1896) romanı ise bir psikolojik roman denemesidir. Bu romanda Şehzadebaşı tiyatrolarının tulumbacı kahvelerini, kadın kavgalarını gerçekçi bir görüşle aktarmıştır. Eser, bir psikolojik roman kabul edilmez ama Türk edebiyatında psikoloji öğelerinin kullanıldığı ilk roman kabul edilir.

Yapıtları
  • Heves Ettim (şiir,1885)
  • Minimini-yahut-Yine Heves (şiir,1886)
  • Yadigârlarım (anı-öykü,1886)
  • Zavallı Kız (öykü.1890)
  • Bir Hatıra (öykü,1890)
  • Karabibik (ilk köy romanı,1891)
  • Sevda (öykü,1891)
  • Mini Mini Mektepli (okuma ve yazma parçaları,1891)
  • Hala Güzel (öykü,1891)
  • Haspa (öykü,1891)
  • Seyyie-i Tesamüh (-hoşgörünün kötülüğü-uzun öykü,1892)
  • Esatir (mitoloji,1892)
  • Aynalar (fizik kitabı,1892)
  • Zehra (ilk psikolojik roman denemesi,1896)

İlk Köy Romanı ( Nabizade Nazım Karabibik)



Olay Antalya ili Demre ilçesinin Beymelek köyünde geçer. Babasından kalan on iki dönümlük tarlanın dört dönümünü komşusuna satmış olan Karabibik kalan sekiz dönümlük kısmı Yosturoğlu’ na kaptırmamak için direnmektedir. Komşu Temre köyündeki rum bakkal Yani’ den borç alarak bir öküz satın alır. Tarlasını sürer. Yosturoğlu da aralarındaki çekişmeyi unutup Karabibiğin kızı Huri’ yi yeğeyi Hüseyin’ e ister. Karabibik mutludur. Bir süre sonra hastalanır , ancak kızının mürvetini gördüğü için huzurludur.

 

4823
0
0
Yorum Yaz