HOROZU VURDULAR /FİKRİ UZUN

27/12/2008 · Kategori: oyku

HOROZU VURDULAR

 

 

                Oğuz Taşköprü Kızılcaören Köyüne geldiğinde; ilk önce “Koca Muhtar”, sonra da “Ücüklerin Satılmış” geldi yanına.

                Dostlukları sürüp gitti her ikisiyle de.

                Köyün ortasında kurulu, kim bilir kaçıncı yüz yılda yapılan, ağaçları güneşte kavrulmuş, tahtaları yer yer çürümüş ahşap caminin ağaç minaresinden ezan okundu. Köylülerle birlikte, Oğuz Öğretmen de gitti camiye.

Önemli bir işleri olmadıkça camiye gelenler, hem birbirlerini görür, hem iki laf ederlerdi namaz bitiminde.

Camiye gelen köylülerin tümünü tanıyordu Oğuz.

                O gün; tanımadığı birisi vardı camide. Öğle namazını kıldıkları anda; önündeki safın bir önündeki safta, iki kişi sağdaydı. Oturduğu yerde, boynunu iyice yan yatırıp bükmüş, büzülebildiğince büzülmüştü. Enseden, yandan göründüğü kadarıyla; esmer tenli, zayıf ve kara seyrek sakallıydı. Kim olduğunu bilemedi. Üzerinde de durmadı. Namaz bitti, O büzülen adam daha namaz kılıyordu. Kendisini ibadete vermiş, “Dünyadan elini eteğini çekmiş” birisi olabilirdi.

                Caminin önünde ayaküstü bir iki laf ettiler. Zaman zaman Oğuz Öğretmene, hem moral, hem de her konuda destek veren Koca Muhtar:

                “Hocam, bu sene geçti. Akşam sabah kar yağar. Soğukta iş görülmez. Seneye tahta toplar, okulun da, evin de tavanını tabanını çakarız. Soğuk giremez” dedi.

                “Hoca yalnız evde ne etsin. Birer gece konuk etsek yaz gelir” dedi, Kepçe Kulak.

                Koca Muhtar; ağzında akide şeker emiyor, evirip çeviriyormuş gibi dilini avurtlarında dolaştırdı, gülümsedi. Hani, ‘acı acı’ derler ya, öyle gülümsedi.

                “Hadi sobayı yak” diyesi geldi içinden, demedi. “Patavatsız herif” bir pot kırabilirdi.

Herkes evine gitti.

                O, boynunu bedenine gömen seyrek kara sakallı adam; ‘nafile namazını’ bitirdi, ayağa kalktı yürüdü. Dizeme duvara tutuna tutuna merdivenden indi. Kıbı Satı kapının önünde O adamı bekledi. O adamın elinde baston vardı. Aslında, bastona dayanmasa da olurdu.

Kıbı Satı; O adamdan bir adım geri durdu: “Buyur hocam” dedi. O adam yan gözle Kıbı Satı’ya bakınarak, gösterdiği yönde, “aheste aheste” yürüdü. Ara sıra bastonun ucunu yere dokunduruyordu.

                Geçtiği yolun kıyısındaki evlerin perde altlarından, çardaktaki tahta yarıklarından, budak deliklerinden, erkeği kadını, yaşlısı genci köylerinin yabancısı O adama baktılar.

                Muhtarın anası Hayriye Kadın; iyice baktı hocaya.

 “Yürüyüşünden belli, ulu birisi” dedi.

                Çocukların pek ilgisini çekmedi. Öğretmenleri, O’ndan yakışıklıydı.

                Kıbı Satı’nın evine geldiler. Merdivenleri çıkarken, Kıbı Satı, kendiliğinden O adamın koluna girdi, basakları çıkışına destek oldu.

                Konuk odası düzenlenmiş, konuğun ‘köşe’ deki yeri hazırdı. Odanın eşiğine geldiğinde, ‘ayak değiştirdi’ sağ ayağını eşikten içeri attı. Gitti, köşedeki kabartılmış yün minderin üstüne diz üstü oturdu. Ellerini açtı, dudaklarını kıpırdatıp boynunu bükerek özel bir dua okuduğunu belli etti. Ellerini yüzüne çaldı.

                Yiyip içti, öteki odaya geçti. O gece Kıbı Satı’da yattı.

Ertesi günü, yanı başındaki eve, daha sonrada öteki evlere gitti. Uğramadık ev bırakmadı.

Öğretmen, O gizemli adamın ev ev gezdiğini duymadı. Kimseden, kimsenin hakkında sır çıkmazdı. Öğretmen, O adamın, o geceden sonra, camide olup olmadığının da farkında olmadı.

                Köye geldi geleli, Koca Muhtarla olduğu kadar, “Ücüklerin Satılmış” la da arası iyiydi. İki günün biri, ya Satılmış okula gelir, ya Oğuz onlara giderdi. O gün Oğuz onlara gitti. Her zaman olduğu gibi konuk odalarına oturttular. Hava iyiydi. Açık olan pencereyi örtmediler.

Kimi kadınlar suya samana gelip gidiyor,  adamlar harmanlarda eli arkasında geziniyor, tavuklar boklukta eşiniyordu.

                Ücüğün ağabeysi de evdeydi. Onlar, büyüklerine: “Ağa” derlerdi. Ablası değil de, erkek büyük kardeşiydi.

                Oğuz öğretmen’e aç olup olmadığını sordular. Oğuz öğretmen karnını doyurup gitmişti. Aç olmadığını söyledi. Oğuz öğretmen aç olmadığını söylese de, yağ içinde yumurta yaptırıp çay demlediler.

                Çay içme, yağ içinde yumurtayı yeme sırasında; “Hocam şu tabancanı hiç göremiyoruz” dedi Satılmış. Her zaman olduğu gibi, geçiştirdi Oğuz.

                “Ne sorup duruyor sun oğlum, gösterilmeyecekleyin bir tabanca var ki hocada, göstermiyor. Üsteleme” dedi. Onlar hep çift tabancayla gezerlerdi. Kimi;”öldürmüş yatıp çıkmış”, kiminin en yakını öldürülmüş, toplum içinde yaşayabilmesi için öldürenin de ölmesi gerekliydi, onların düşüncesince.

                Satılmışın ağabeysi Büyük Ücük; babalarını öldüren adamı, “ucuza mal etmek için av tüfeği ile öldürmeğe kalkışmış, küçük kardeşi Satılmış’ın deyimiyle: “Becerememiş” ti.

                Fırsat kolluyorlardı.

O adamın da kendileri hakkında iyi şeyler düşünmediğini düşünüyorlardı.

                Yürüyebilseler, iki kardeş, demir zırha bürüneceklerdi.

                O gün; eveledi geveledi, konuyu Oğuz’a açtılar:

                “Hocam, vücudu kurşundan koruyacak bir icat var mı”? dedi, büyük ücük.

                “Yok” dedi, Oğuz öğretmen.

                “Var” dedi, küçük Ücük.

                “Bir çelik zırha, bürünmedikçe, sipere yatmadıkça yok” dedi, yine Oğuz öğretmen.

                İki kardeş birbirlerine baktılar.

                “Taşköprü’den Kaba Mehmet’e iki tarak boşalttılar, adama bir tanesi dokunmadı” dedi, Satılmış.

                “Rast gitmemiştir” dedi, Oğuz.

                Kısa süreli bir duraksama oldu. Herkes önüne baktı.

                “Peki, Germeç’ten Tilki Selim’e ne dersin”? dedi Satılmış.

                “Tanımam” dedi, Oğuz.

                “Kurşun dokundukça, adam yere yıkılmış, zıp zıp zıplamış, kedi cırmalaması kadar yara yok. Bu nenin nesi”?

                Oğuz’un yanıt vermesine zaman kalmadan:

                “Lan oğlum, Allah tarafından. Hem üstünde ‘hamaylı’ varmış. Ondan kurşun geçmemiş” dedi Satılmışın Ağası.

                “Hamaylıyı bilmem de, koruyacak Allah onu mu buldu. Kaç kişiyi birbirine öldürttü, kaç kişiye yalan tanıklık yaptı, adamları yaktı” dedi, Satılmış.

                “Hamaylı ne?” dedi, Oğuz Öğretmen.

                İki kardeş birbirine baktı, “Kurşungeçirmez dua” dediler ikisi birden, az gecikmeyle de olsa.

                Oğuz şaşırdı.

                “Biz de yazdırdık” dedi, Oğuz’u iyice şaşırttılar.

Satılmış aldı sözü:

                “Hocam biz senden sakladık. O boynu bükük yabancı; muskacıydı. ‘Öğretmene duyurmayın. Eğer öğretmene duyurursanız, hiç başlamadan giderim’ dedi. Bütün köye hamaylı yazdı. O kurşun geçmeyen adamlara da kendisinin yazdığını,  onun için kurşun geçmediğini söyledi” dedi.

                Oğuz dondu kaldı.

“Bak Satılmış” dedi, “Anladığım kadarıyla, sen hamaylıya güvenip, kendini korumayacaksın. Ahbabımsın, üzülürüm sana”.

                “Amma o adamlar ölmemiş” dedi, Satılmış. Oğuz anladı. Olayın üstüne önlem almadan gidecekti. Anlayacağı dilden:

                “Bak Satılmış, hamaylıyı boğazına sen taksan, ben sana kurşun atsam sana yazık. Ben boynuma taksam sen bana kurşun atsan bana yazık” dedi, Oğuz.

Bunu bir şekilde denemeliydi. Hemen üçü de benzer düşüncedeydi.

                “Kimde deneyelim”? dedi, Satılmış.

                “Kim denettirir kendi üstünde? Silahın yüzü soğuk” dedi, büyük Ücük. Yine bir süre sessizlik oldu, Oğuz’un da bir deneme yöntemi gelmedi aklına. Yöntemi, hepsinden önce Satılmış buldu:

                “Lan Ağa! Muskayı horozun boynuna bağlayalım. Kurşunu atalım. Kurşun horoza dokunurda horoz ölmezse, bize karada ölüm yok. Ölürse pişirir yeriz” dedi.

                “Heh, şimdi olur işte” dedi, büyük Ücük.

                Satılmış birden kalktı, oturdukları odanın penceresinden de görünen, boklukta eşinen horozun yanına yavaşça yaklaştı. Tam, eli horoza dokunacağı sırada horoz kaçtı. Horoz önde, Satılmış arkada, evlerinin çevresinde birkaç tur attılar. Satılmıştan önce horoz yoruldu, kaçarken sendelemeye başladı. Belki de son bir güçle, Satılmış horozun üstüne kendisini attı, horozu tuttu. Horoz, kafa tutarcasına gıyakladı tepindi. Satılmış horozu bırakmadı. Oturdukları odaya kadar getirdi. Muskayı horozun boynuna bağladılar. Satılmış gitti, horozu bokluğa bıraktı. Horoz kafasını yere dıktı, hızlı hızlı yürüdü, bir iki kez sürçtü, düşüp tepe taklak gelecek gibi oldu. Ya boynundaki muskayı düşüremeyeceğini anladı, ya alıştı.

                Boklukta eşinen tavukların yanına geldi, o da eşinmeye başladı.

                Satılmış’ta eve gelmiş, üçü de horozun yatışmasını bekliyorlardı. Yatışacağını üçü de biliyordu.

                Satılmış tabancasını çıkarttı, şarjörü çekti, namluya kurşunu verdi.

“Dur lan Ağasının” dedi, büyük Ücük. 

“Kurşuna yazık etme. Saçma at. Hem garantili olsun”.

Satılmış konuşmadan Ağasının dediklerini onayladı. Kurşunu tabancanın namlusundan çıkarttı, yeniden tabancanın tarağına taktı. Gitti, duvarda asılı av tüfeğini aldı, gözündeki fişeği değiştirdi:

                “Kurşun taktım” dedi, Ağasına bakarak.

                “İyi…” dedi, Ağası.

                Satılmış, açık pencerenin alt pervazını tüfeğine destek yaptı, nişan aldı, tetiği çekti.

                Tavuklar gıyaklayarak kaçtı. Horozda gıyakladı; kaçamadı.

Bir adam boyu yukarı sıçradı, sırtüstü yere yattı, tepinmeye başladı.


TÜM ÖYKÜLERİ / FİKRİ UZUN
______________________________________________

AĞLA GÖZLERİM / FİKRİ UZUN

AHMET-MEHMET / FİKRİ UZUN

ALİŞİM / FİKRİ UZUN

BÖYLE OLURDU ORALARDA KIŞ GECELERİ / FİKRİ UZUN

CANSIZ HAYAL / ÖYKÜ / Fikri UZUN

GÖKBONCUK / ÖYKÜ / FİKRİ UZUN

HOROZU VURDULAR /FİKRİ UZUN

ILGAZ / FİKRİ UZUN

ILGAZ YELİ / FİKRİ UZUN

İŞKEMBECİ / FİKRİ UZUN

KANARYA SUSMADI / FİKRİ UZUN

KOŞA-KOŞA / FİKRİ UZUN

MEKTUP /FİKRİ UZUN

MOR KALEM /FİKRİ UZUN

OKUMA / ÖYKÜ / FİKRİ UZUN

ÖKÜZ ARABASI / ÖYKÜ / Fikri UZUN

ÖTE GEÇE / ÖYKÜ / Fikri UZUN

RÜZGÂROĞLU / FİKRİ UZUN

SUĞLA YAYLASI / FİKRİ UZUN

ŞAPKADAN KİM ÇIKACAK? / Fikri UZUN

TANYERİ AĞARINCA / Fikri UZUN

VEDA ETMİYORUM / FİKRİ UZUN

YAĞ TASI / FİKRİ UZUN

YARA / FİKRİ UZUN

YOKSULLAR / ÖYKÜ / FİKRİ UZUN

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

1 yorum yazılmıştır

Yazan:edevletrehberi | Tarih: 2008-12-27 23:06:28
Konu: destek

blogcu arkadasım adtech,hepsiburada,goo.. reklamlarına tıklayarak sana destek oldum senide destek için bloguma bekliyorum yorumu silmeyi unutma hadi görüşürüz

Bağlantı » »

« Önceki :: Sonraki »