63. Yıl Yunus Nadi ödülleri 2009

31/10/2008 · Kategori: Odul

63. Yıl Yunus Nadi ödülleri 2009

Yunus Nadi Armağanı Yarışması, 1946’da kuruldu; hem geçmişe hem geleceğe dönük olan anlamı, gazetemizin kurucusu Yunus Nadi’ye saygı ve sevgiden kaynaklanıyor. Yalnız Cumhuriyet gazetesinin değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda büyük emeği bulunan Yunus Nadi’nin anısını her yıl tazelemek bizim için bir görev. Devrimci ve demokrat Cumhuriyet’in Ulusal Bağımsızlık Savaşımızla ve Türkiye Cumhuriyeti’yle zamandaş ve eşanlamlı bir kuruluş tarihçesi var. Yunus Nadi, gazetemizin temel taşlarını bu doğrultuda koydu.

TIKLAYIN

Cumhuriyet

İstanbul- Yunus Nadi’nin ölüm yıldönümünü geçmişe dönük bir acı olarak değil, geleceğe yönelik bir kültür olayına dönüştürmek amacıyla bu yarışma düzenlendi.

Yarışmanın ilk düzenlendiği yıllarda Türkiye’de sanat alanında hiçbir özel ödül yoktu; tek parti dönemiydi ve yalnız CHP’nin koyduğu bir şiir ödülü vardı. Aynı dönemde bütün dünyada sanat, bilim ve edebiyat ödülleri ün yapmışlardı. İsveç’te Nobel, ABD’de Pulitzer, Sovyetler’de Lenin, Fransa’da Goncourt ödüllerinin sonuçları Türkiye’de de izleniyordu; ama ülkemiz bu alanda da geç kalmıştı. Cumhuriyet gazetesi bu öncülüğü üstlendi, altmış yıl önce düzenlenen Yunus Nadi Armağanı’yla sanat ve kültür yaşamımızda bir yarışma coşkusu oluşturdu. Daha sonraki yıllarda Türkiye’de de yarışmaların ve ödüllerin sayısı çoğaldı, yirmiyi aştı. Bugün belki ödül enflasyonundan söz açılabilir; eleştirel bir yaklaşımla sakıncaları gündeme getirilebilir, ama yine de kültür, bilim ve sanat konularında yapılan yatırımların çok yararlı olduğu rahatlıkla söylenebilir. Zamanla ödüller arasında ayrımlar ortaya çıkar; bir yarışma kurumsallaştıkça, amacı, nitelikleri, karakteri belirginleşir. Bu arada kimi holdinglerin kendi amaçlarına yönelik yarışmalar düzenlemeleri ve ödüller dağıtmaları da bu alanda kaçınılmaz çoğulculuğu yansıtıyor. Kimi bankaların, şirketlerin, ticari tekellerin reklam amacıyla düzenledikleri yarışmaların ödülleri, parasal açıdan ne kadar büyük olursa olsun; özü, maddi çerçevenin dışındaki anlamda odaklaşıyor. Ödüller, Yunus Nadi Armağanı Yarışması adıyla aralıksız olarak kırk yılı aşkın bir sürede düzenli olarak gerçekleştirildi, kültür ve sanat hayatımıza amaçlanan katkıları yaptı ve etkilerini duyurdu. Daha önce bir dalda yapılan ödüllendirmenin kapsamı 1990 yılından itibaren genişletildi ve Yunus Nadi Ödülleri adıyla sürmeye başladı. Ülkemizin kültür ve sanat yaşamı bütün baltalanmalara ve olumsuz yatırımlara karşın sürekli gelişiyor ve yaygınlaşıyor. Fikir ve sanat özgürlükleri Türkiye’de tam değil; siyasal iktidarın baskıları hâlâ sürüyor ve çağdaş demokratik ortamdan henüz yoksun sayılıyoruz. Buna karşın fikir, sanat, bilim, kültürde çabalar sürüyor. Tarihsel gelişim sürecinde elbette ‘aydınlanma’nın önüne hiçbir güç geçemez. Cumhuriyet, çağdaş uygarlığa giden yolun fikir, sanat, kültür, bilim yolu olduğunu kuruluşundan beri savunan bir gazete. Bu yoldaki çabaları desteklemek ve özendirmekte Yunus Nadi Ödülleri’nin işlevi sürecek. 2009 Yunus Nadi Ödülleri Edebiyat Ana Dalı’nda öykü, roman, şiir; Görsel Sanatlar Ana Dalı’nda karikatür; Bilimsel Araştırma Ana Dalı’nda Sosyal Bilimler Araştırması olarak sürüyor.

Adaylara başarılar diliyoruz.

31 Ekim 2008

II.OĞUZ ATAY-ÖYKÜ ÖDÜLÜ ŞARTNAMESİ

15/10/2008 · Kategori: Odul

II.OĞUZ ATAY-ÖYKÜ ÖDÜLÜ ŞARTNAMESİ

Kategori: Haber

 

 

 

 

II.OĞUZ ATAY-ÖYKÜ  ÖDÜLÜ ŞARTNAMESİ

 

Amaç: Kullandığı anlatım teknikleri ve biçimi ile yeni bir tür romanı yaratmış olan Oğuz ATAY’ı anmak, sanatını ve sanat anlayışını genç kuşaklara tanıtmak, ülkemizin kültür-sanat yaşamına katkı sağlamaktır. Çünkü o Tutunamayanlar’ın yayınlanmasının ardından, önemli bir tartışmanın odağında yer almış, TRT 1970 Roman Ödülü’nü kazanan  Tutunamayanlar’ı kısa bir süre sonra, 1973 yılında Tehlikeli Oyunlar adlı ikinci romanı izlemiş, öykülerini Korkuyu Beklerken adı altında toplamıştır. 1911-1967  Yılları arasında yaşamış olan eğitmeni Mustafa İNAN’ın hayatını romanlaştırarak Bir Bilim Adamının Romanı’nı yazmıştır. Oyunlarla Yaşayanlar adlı tiyatro eseri Devlet Tiyatroları’nda sahnelenmiş, 13 Aralık 1977’de büyük projesi, “Türkiye’nin Ruhunu” yazamadan hayata gözlerini yummuştur. Bu nedenle bu önemli yazın insanını, onun yaşadığı Kastamonu’da anmak daha anlamlı olacaktır.

          Koşullar:30.06.2007 --30.06.2008 içersinde yayınlanan tüm öykü kitapları seçici kurul tarafından değerlendirilir.

1-     Seçici Kurul sonuçları 05 Aralık 2008 tarihinde toplanır ve açıklar

2-     Ödül Töreni 19 Aralık 2008 tarihinde düzenlenir.

3-     Sonuçlar Düzenleme Kurulu’na e-mail ya da posta yoluyla ulaştırılır.

4-     Ödül töreninin ardından da aynı gün Oğuz ATAY ile ilgili bir panel düzenlenir.

5-     Ödül sadece bir kitaba verilir.

6-     Oğuz Atay öykü ödülü miktarı 2.000.-YTL ve plaketten oluşur.

7-     Düzenleme Kurulu: Ziver Kaplan (İl Kültür ve Turizm Müdürü),  Numan Karanlık (araştırmacı), Yavuz Atay’dan oluşur.

8-     Seçici Kurul  ve panel katılımcıları (5) aşağıda belirtilen yazarlardan seçilecektir.

 

SEÇİCİ KURUL: Nalan Barbarosoğlu, Müge İplikçi, Murat Yalçın, Behçet Çelik,  Sezer Ateş Ayvaz

 

PANEL KATILIMCILARI : Cevat Çapan,Doğan Hızlan, Mahmut Temizyürek,  Nurdan Gürbilek, Semih Gümüş, Cemil Kavukçu, Hasan Ali Toptaş, Hasip Akgül, Dilek Yalçın, Mazlum Dirican,Osman Çakmakçı, Süha Oğuzertem,  Münevver Oğan

 

 

 

ÖDÜL VE PANEL SEKRETERYASI:

 

Numan Karanlık/Araştırmacı

 

Adres: Kastamonu Valiliği

İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü

Rıfat ILGAZ Kültür Merkezi/KASTAMONU

 

Telefon : 0366 214 97 95

Faks      : 0366 212 44 05

              E-Posta : numan_3734@hotmail.com

YILIN ÖYKÜ ÖDÜLÜ

31/5/2008 · Kategori: Odul

Haldun Taner Öykü Ödülü'ne başvuru zamanı

07/03/2006 (1072 kişi okudu)

İSTANBUL - Milliyet gazetesinin düzenlediği 18. Haldun Taner Öykü Ödülü için başvuru zamanı... Ödüle kısa öykülerinden oluşan ve 1 Ocak 2005'ten sonra yayımlanmış bir kitap ya da yayımlanabilecek bütünlükte bir öykü dosyasıyla başvuru yapabiliyor. Aday yapıtların 11 nüsha olarak, özgeçmiş ve bir adet fotoğrafla birlikte 31 Temmuz'a kadar Doğan Medya Center, Milliyet Ödülleri 34204 Bağcılar/İstanbul adresine gönderilmesi gerekiyor. Jüride Füsun Akatlı, Faruk Duman, Ferit Edgü, Tuğrul Eryılmaz, Doğan Hızlan, Selim İleri, Ahmet Oktay, Şara Sayın, Demet Taner ve Tahsin Yücel yer alıyor. Tel: 0212 505 63 49 (Kültür Sanat)

DİSK başkanlarından Abdullah Baştürk adına düzenlenen ‘İşçi Öyküleri Ödülleri’ sahiplerini buldu

29/12/2007 · Kategori: Odul

Evrensel, 28/12/2007
‘İşçi Öyküleri Ödülleri’ sahiplerini buldu
DİSK başkanlarından Abdullah Baştürk adına düzenlenen ‘İşçi Öyküleri Ödülleri’ sahiplerini buldu
DİSK ve Genel-İş’in eski başkanlarından olan Abdullah Baştürk adına, 5 yıldır öykü yarışması düzenleniyor. Genel-İş ve Edebiyatçılar Derneği’nin ortaklaşa yaptığı yarışmanın amacının, Baştürk’ün adını ve anısını hem taze tutmak, hem de günümüzde esamesi pek okunmayan işçi öykülerine yeni soluklar kazandırmak olduğu belirtiliyor.
Bu yıl 5’incisi düzenlenen yarışmanın sonuçları ise önceki akşam açıklandı. Ankara’da İnşaat Mühendisleri Odası’nda yapılan “Abdullah Baştürk 5’inci İşçi Öyküleri Yarışması Ödül Töreni”ne edebiyatçılar ve Genel-İş üyesi işçiler katıldı. Törenin sunuculuğunu üstlenen Hasan Uysal, 2004’te başlayan yarışmaya bu yıla kadar toplam 803 öykünün katıldığını belirtti.
Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Genel-İş Genel Başkanı Erol Ekici, Baştürk’ün içinde yer aldığı örgütü büyütmek üzere elinden geleni yaptığını hatırlatarak, işçi öyküleri yarışmasının Baştürk ailesinin katkılarıyla süren bir çaba olduğunu vurguladı. Yarışmaya gönderilen eserlerden kitap da meydana getirildiğini söyleyen Ekici, yarışmaya katılmak için emek veren öykücülere teşekkür etti.
Türkçenin kazanımı
Ardından, Baştürk’ün yeğeni sinemacı Ahmet Soner’in hazırladığı, Abdullah Baştürk’ü anlatan sinevizyon gösterildi. Sinevizyondan sonra ise Baştürk adaşı olan Barış Abdullah Baştürk sahneye çıktı. Gazeteci İlhami Soysal’ın, Baştürk’ün ölümünün ardından kaleme aldığı makalesini okuyan Abdullah Baştürk’ün yeğeninin oğlu Barış Baştürk, izleyicilerin beğenisini topladı.
Yarışma jürisi adına söz alan Remzi İnanç da, “Abdullah Baştürk İşçi Öyküleri Yarışması”nın hem toplumsal bir faydası olduğunu, hem de Türkçenin kazanımı olduğunu bildirdi. Bu yıl 132 dosyanın jüriye ulaştığını kaydeden İnanç, öykücülerin bir kısmının, işsizliği büyükşehirlere yaşanan göçle bağlayarak anlattığını belirtti. Öykülerde taşlamalar yapıldığını, bazılarında eşsiz betimlemeler okuduklarını ifade eden İnanç, öykücülerin doğa ve hayvan sevgisini de gözlediklerini aktardı. İnanç, iç burkan hüzünle sonlanan ve insana dair ortak hayallerin de paylaşıldığı öyküler de okuduklarını bildirerek, kadın yazarların yarışmaya katılımının da arttığını dile getirdi.
Konuşmaların ardından ise ödül törenine geçildi. Birincilik ödülü “Gemilerde Zalim Var” öyküsüyle Mehmet Atila’ya, ikincilik ödülü “Nurgül’ün Duvağı” öyküsüyle Oya Uslu’ya ve üçüncülük ödülü de Serap Gökalp’e sunuldu. Akşam, opera sanatçısı Seza Kırgız’ın türküleriyle son buldu. (Ankara/EVRENSEL)

28/12/2007
Abdullah Baştürk anısına
Halit Çelenk (*)

12 Mart askeri darbesini izleyen günlerde Ankara ve İstanbul’da sıkıyönetim askeri mahkemelerinde 15/16 Haziran olayları davasında ve 1. DİSK davasında savunmanlık yaptım. 12 Eylül askeri darbesini izleyen günlerde, Abdullah Baştürk’ün başkanlığa seçildiği dönemin ardından açılan 2. DİSK davasının savunmalarında da bulundum. 12 Eylül’ün savunmasını üstlendiğim önemli toplu davalarından bir diğeri de TÖB-DER davasıydı.
TÖB-DER davasının hazırlık aşamasında bir öğretmen arkadaşımızın evinde Almancadan çevrilmiş “Marksçı Leninci Felsefe Sözlüğü” isimli bir yapıt bulunmuştu. Bu çeviri sözlükte, Almanca aslında yani orijinalinde bulunmayan bir sözcük vardı: İşçi sınıfı bilimi. İşçi sınıfı biliminin karşısında da komünizm ve Marksizm hakkında açıklamalar yer almaktaydı. Sözlüğün Almanca aslında ise “işçi sınıfı bilimi” değil ama “bilimsel komünizm” sözcüğü vardı. Olayın aslı ise şöyleydi: Çevirmen bu sözcük hakkında bir soruşturma açılır, başım derde girer endişesiyle, bilimsel komünizm yerine işçi sınıfı bilimi sözcüğünü koyuyor. TÖB-DER davasını hazırlayan askeri savcı, derneğin çalışma programında geçen işçi sınıfı bilimi sözcüklerinin komünizm anlamına geldiklerini ileri sürerek, sözlüğü de kanıt gösterip TÖB-DER’in yasadışına dönüştüğünü ve Türkiye’de komünist bir rejim kurmak istediğini savlıyor.
Daha sonraları DİSK yönetimi, kendisine bağlı sendikalar için tek tip bir demokratik tüzük hazırlıyor. Bu tüzüğün amaç maddesinde de işçi sınıfı bilimi sözcükleri geçiyor. DİSK davasında da bu sözcükler, DİSK’in, Türkiye’de komünist bir rejim kurmak amacıyla çalışmalar yaptığına ilişkin bir kanıt olarak olarak gösteriliyor.
Biz savunmanlar, Marksçı ve Leninci Felsefe Sözlüğü’nün Almanca aslında işçi sınıfı bilimi sözcüklerinin bulunmadığını, bilimsel komünizm sözcüklerinin bulunduğunu; sözlüğü Türkçeye çevirenin, kendisini hukuksal güvenceye almak, herhangi bir soruşturmayı önlemek amacıyla, sözlükten bilimsel komünizm sözcüklerini çıkararak bunun yerine işçi sınıfı bilimi sözcüklerini koyduğunu, bu nedenle işçi sınıfı bilimi sözcüklerinin komünizm anlamına gelmediğini, savcının savlarının bilimsel bir dayanaktan yoksun olduğunu savunuyor ve sözlüğün almanca aslı ile çevirisinin bir bilirkişiye inceletilmesini, bu konuda bir rapor alınmasını, böylece gerçeğin anlaşılacağını ileri sürüyoruz. Böyle bir inceleme yapılması çok kolay iken mahkeme isteğimizi kabul etmiyor. Böylece, askeri savcının suçlamasının gerçek yönü ortaya çıkarılamıyor, konunun aydınlatılmasına olanak sağlanamıyor.
Yargılama sürerken duruşma hakimi Abdullah Baştürk’e ısrarla işçi sınıfı biliminin ne anlama geldiğini soruyor. Baştürk, “işçi sınıfı bilimi” diyor “işçi sınıfının tarih boyunca hak ve özgürlüklerini savunmak için verdiği mücadelede elde ettiği kazanımlardır”.
İşçi sınıfı bilimi sözcüğü, askeri mahkemeler ve Askeri Yargıtay Dördüncü Dairesi tarafından, yukarıda da belirttiğim gibi, hiçbir araştırma ya da bilirkişi incelemesine başvurulmadığı için komünizmle eşit kabul edilmiş ve yıllarca, savunma hakkının ihlaline ve adaletsiz kararlara neden olmuştur.
Abdullah Baştürk dava sonunda mahkemedeki savunmasında şunları söylemiştir: “Taştan ve demirden zindanlar, gördüğümüz haksızlık ve işkenceler, tüm çektiklerimiz ne ilktir ne de son… DİSK her koşulda emeği savunmuş; işçilerin, emekçilerin aşı ve işi için uğraş vermiş, demokrasi ve özgürlüklerin serpilip gelişmesi için temel insan hak ve özgürlüklerinin, sendika özgürlüğünün, sosyal hakların yaşama geçirilmesi için çabalamış, dostluk ve kardeşlik için, özgürlük ve barış için, sömürüsüz ve baskısız bir dünya için, güzel günler için, tüm çalışanların mutluluğu için mücadele vermiş bir sendikal kuruluştur.”
Yine askeri mahkemedeki savunmasında, işçi sınıfının bir bireyi olmakla övündüğünü, yalnızca ve yalnızca demokrasi ve özgürlükler için savaş verdiği için bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde yer aldığını, “iyiyi, güzeli, mutluluğu arayanlar ile sömürü ve baskının yandaşları arasındaki kavga”nın süreceğine, dünya ve Türkiye’deki emekçilerin yüzlerinin bir gün mutlaka güleceğine inandığını açıkça söylemekten çekinmeyen ve bunu yaparak faşist döneme meydan okuyan Baştürk, faşizme karşı emeğin onurunu korumuştur.
12 Eylül faşizmi döneminde haksız ve dayanaksız iddialarla Baştürk ve arkadaşları hakkında, konfederasyonu komünist bir örgüte dönüştürmek iddiasıyla ve idam talebiyle dava açılmıştı. Baştürk ve arkadaşlarına otarı hümayun (padişah çadırı) denilen yerde ağır baskı ve işkenceler yapılmıştır. Tüm işkencelere ve idam isteğine karşın mahkemede korkmadan ve yiğitçe kendilerini savunmuşlardır.
DİSK’in, üyesinden yöneticisine, özellikle askeri yönetim dönemlerinde ve faşist baskılara karşı verdikleri demokrasi ve bağımsızlık mücadelesini, Abdullah Baştürk’ün şahsında saygıyla anıyorum.
(*) Ödül törenine gönderdiği mesaj.

Kelimelerin Gücü Öyküde Saklıdır: Haldun Taner Öykü Ödülü

29/6/2007 · Kategori: Odul

Kelimelerin gücü öyküde saklıdır...
Haldun Taner Öykü Ödülü



Milliyet, sanata ve kültüre verdiği önemin gereği olarak, bu alandaki ürünleri ödüllendiriyor, yeni değerlerin ortaya çıkmasına öncülük ediyor. Tiyatro yazınının ve öykücülüğün ustalarından Haldun Taner'in anısına Haldun Taner Öykü Ödülü'nün bu yıl 19'uncusu veriliyor.

Yarışmaya başvuru koşulları

Ödüle aday olacaklar, kısa öykülerden oluşan yayınlanmış bir kitapla ya da yayınlanabilecek bütünlükte bir öykü dosyası ile başvurabilirler. Aday kitabın 1 Temmuz 2006'dan sonra yayınlanmış olması gerekir.
Bireysel başvuru yapılabileceği gibi, kamu kuruluşları, üniversiteler, eğitim kurumları, meslek kuruluşları, sivil toplum örgütleri de aday gösterebilir. Doğrudan başvurmayan adayların önerilmelerine kendi imzalarıyla onayları eklenmelidir.
Dosya olarak ödül kazanan yapıtın yayın hakkı, ödül töreni tarihinden başlayarak bir yıl süreyle Milliyet grubuna (Doğan Kitap) aittir.
Ölmüş kişilerin yapıtları aday gösterilemez. Ancak aday olduktan sonra yaşamını yitirenin yapıtı değerlendirmeye alınır, kazanırsa ödül tutarı yasal mirasçısına ödenir.
Ödüle başvuranlar açıklanmaz, aday yapıtlar kazansın ya da kazanmasın geri verilmez.
Ödül olarak 5 bin YTL'nin yanı sıra bir ödül belgesi verilir. Ödül tek olarak verilir, bölüştürülemez, mansiyon yoktur.
Aday yapıtlar 9 nüsha olarak gönderilmeli; ayrıca yapıt sahibinin bir A4 kâğıdını aşmayan özgeçmişi ( 9 kopya olarak) ve bir adet fotoğrafı eklenmelidir. Açık adresleri, telefon numaraları, varsa fax numaraları, e-posta adresleri de başvuruda yer almalıdır.
Aday yapıtlar 31 Temmuz 2007 günü saat 17.00'ye kadar ( Doğan Medya Center, Milliyet Ödülleri 34204, Bağcılar, İstanbul ) adresine teslim edilmeli ya da bu tarihe 3 gün kaladan daha önce postaya verilmiş olmalıdır.

Ayrıntılı bilgi için
tel. 0212 505 63 49


SEÇİCİ KURUL

1- Doç. Dr. Füsun AKATLI ( Eleştirmen )
2- Yavuz EKİNCİ ( 2005 Haldun Taner Öykü Ödülü Sahibi, Öğretmen )
3- Prof. Dr. Nüket ESEN ( Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı )
4- Semih GÜMÜŞ ( Yazar )
5- Doğan HIZLAN ( Eleştirmen, Yazar )
6- Prof. Dr. Şara SAYIN ( İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi )
7- Demet TANER ( Haldun TANER'in eşi )
8- Prof. Dr. Tahsin YÜCEL ( İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi, Yazar )

« Önceki :: Sonraki »